Kayboluşun Hikayesi

 Sen gittiğin zamanlar içimde bir boğulma hissi sarmıştı her yanımı. O an ve saat ne varsa üzerime geliyordu. Sanki son bir telefon görüşmesi yapılmış ve en mütemadi cevaplar verilmiş belki en soğuk veda konuşması yapılmıştı. Suçlu olduğuna inandırmaya çalışan bir katil soğukluğundaydı kalbim artık. Ogün o kadar içkinin içinde en büyük yalnızlık yemini edilmişti. Ve belki de bir kız uğruna gene en büyük gemiler yakılmıştı bilinmez.

  Konuşur, konuşursun ya aklın yüreğin başka yerlerde, başka diyarlarda olur hep. Başka zamanlarda, başka mekânlar da olmak istersin hep. Bu umutsuz bir çabadır bilirsin ama istersin de bir taraftan. Gözlerine bakarsın çevrendekilerin. Farklı bir ışık, farklı bir açı yakalamaya çalışırsın. Yoktur tekrar tekrar baksan da. Belki değişir bir gün diye aynı gözlere bakarsın için titreyerek. Sokaklar kalabalıktır ama ıssız olsa keşke dersin. Gökyüzü berraktır ama hafif yağmur istersin. Sevgilin yoktur ve aramıştır aslında ama “niye kimse aramadı ki” dersin usul usul. Tüm bu kargaşada ağrır insanın hayatı. İnsanın hayatı ağrır mı? ağrır ya!

  Acılı yanlarımız öğretir yaşamayı bize, etrafımıza anlamayan gözlerle bakınırken acılar tutar elimizden, kaç tane sevgi bilirsiniz ki size savaşmayı öğretsin? Kaç sevişme size ekmek yedirsin kaç kahkaha omuzlarınızdan tutup sizi ayağa kaldırsın? Sevmek ve sevilmek hayatın pembe kurdelalarıdır. Asıl yara, acı meydanlarında savaşan cengâverlerindir. Asıl yara her şeye rağmen kalmanın zorluklara katlanabilmektir. Asıl yara içgüdüsel bir davranışla aslanlara yem olmamak için olduğu yerde nefessizce çöken ürkek ceylan yavrusunun yarasıdır. Kaç kere duydunuz kim bilir öldürmeyen darbe güçlendirir diye…

  Ancak bu bir iç savaştır, çok kan döker, çok öksüz- yetim duygu bırakır ardına. Her zaman ihtilaller kendi çocuklarını yemez, direnen gövdeleri kılıç biçmez, akan kanları emecek bir gül yüz çıkagelir, yaralar sarılır, hikâyeler dinlenir ve şiddet diner. En başından susanlar, ilk sinenler bir şarapnel gibi parçalarlar beyinlerini her yana dağılırlar arkalarında ne iz kalır, ne kelam! Oysa dert dediğin gömleği giymeyen yoktur, ıstırap insan harcıdır, şekil verir, renk katar mayhoş eder, şarabı şarap yapan üzümün demi değil, muhabbetin demidir. ellerin birleştiği yerde gönüllerin bileğlendiği yerde acılar siner,

  Hayt! Deyip indirirsiniz gürzü acıların alnına işte o zaman arşa yükselir acının çığlıkları. Depreşirsiniz, halaya çıkarsınız, dost meclislerinden selam alırsınız. Gel diyenleriniz çoğalır, hırkalar verirler size sırtınıza sarın diye, üşüyen yanlarınız ısınsın diye, ehl-i muhabbete dahil ve daim olursunuz. O zaman şimdi düşünmek vaktidir. Heybeyi çıkarıp yere serme vaktidir, acıyı yudumlayıp savaşı çevirme vaktidir. Çemberde kalmak yenilmek anlamına gelmez, yaralanmak düşmek değildir. Cevval hamleler gerekir, dikine, göğüs göğüse mücadeleler ister. İnanmanın ertesi, zaferin gerisi olur. Teslim olmak esir düşmek isa acze düşmenin diğer adıdır. Şimdi toparlanma vaktidir. Savrulan hayatını toplama vaktidir, göçebe aşklarını kondurma vaktidir. Sarsılmaz inançların ibadetini yapma vaktidir susmaktır. Ve yorgun demokrat İzmir’in aşka kapılarını kapatıp ibadete verdiği gündür kendini inanmaktır felsefeye..

Fahrunnisa PANDA
20.11.2011

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s