Biz 3 Kişiydik [Geçmiş, Gelecek ve Bugün]

   Bir çok şey zamanlar içinde tükenebiliyor. Yaşımız ilerliyor, cümlelerimiz büyükleniyor birilerine ve okul anıları her geçen gün uzaklaşıyor. Zamanında tanımak için onca hayal kurulan bedenler ve aşklar bile artık sıradanlaşabiliyor ve insan kendi kendini yalnızlaştırıyor. Sonrasında insan düşünüyor kocaman bir masa kurayım ve hepsi sen olan kişiler bir masada konuşsunlar diye düşünüyorsun.
Mutfak işinden de anlarım hani; öncelikle güzel soslu bir ciğer yaptım, ince kesilmiş dilimleri ile süslü bir domates salatası, sarımsakları iyi dövülmüş taze kurutulmuş naneli haydarisiz masa olamazdı. Sonra bilirim ben o ben meyve salatası isteyecek. Hepsinin ne yemekten hoşlandığını/hoşlanmadığını bilecek kadar tanımıştım kendimi. İlk kapının zili çaldığında 15 imdeki o cehalet zirvesi kişi olan ben girdim ”ürkek ama cahil cesaretliydi  bu çocuk” gözlüklerinin altından bir çok şey anlatacakmış gibi bakıyordu. Kayboluşları, aşkları ve birçok şehirde bırakılan onca dostlukları sanki ilkokulda okutulan hikaye kitapları gibiydi onun hayatında. Yalanların bolca olduğu, güzel tamlamalarla kendini kandırdığı birçok kelimeler vardı bu hikayesinde.Sakin ve usulca onu sofranın bir köşesine oturttum. 20 yaşımda ki ben olarak kapıyı telaşlı telaşlı çalıyordum içeri sanki kavga edercesine girdim. 15 yaşındaki kendime bir bakış atarak ”kimsin lan sen” der gibiydim. Telaş sarmıştı beni çok büyük kavgalara gebeydi gece ve alt komşunun  polis şikayeti olacaktı gene yakındı. Ne zaman benler bir araya toplansak hep kavga ederdik geçmiş ve bugünümüze dair. Ben, o ve bizleri bekleyen bir tehlike gibiydi gece. Hemen ortalığı sakinleştirmek adına harama helal karıştırmadan 15’in de de 40 yaşında da ortak nokta olacak olan rakıları doldurmaya başladım. Masa sohbeti sertti. Siyaset konuşulurken küçüğün büyükten her daim daha cesaretli olduğu ortaya çıktı ama akil bakiliği ne derseniz ne 15’te vardı ne 20 de.
    Acımasızca suçlamaya başladılar birbirlerini, küçümsediler dalga geçtiler yer yer ve en çokta ortak olarak suskun kaldıkları yer yetersizlikleriydi. 15 yaşındayken de yetinmediği bir çok bilgi vardı, çocukluk aşkı diye içine gömüp kaybettiği platonik aşkları vardı, görmek isteyipte gidemediği yer vardı ve hiç bitmeyen sonsuz hayaller denizindeydi. Bu kadar hengame içinde kapı tıkırtısı duyuldu ve içeri biraz yorgun, biraz düşünceli o kişi girdi 25 yaşındaki ben. Usulca kenara oturdu önce ”lütfen devam edin” dedi. 20 yaşındaki ben bağırarak ve sanki bağırdıkça haklılığını ispat edercesine ”çocuksun daha neler yaşadım ben biliyor musun diyordu, 15 yaş cevap veriyordu  ”yaşaman önemli değil hala aynı hatalardasın ki bak benden bir farkın yok” diyebilecek kadar ortam gerilmişken suskun olan 25 yaş kadehini koydu ve ikisininde susmasını söyleyerek anlatmaya başladı.
88 yılında Malatya’da doğmuş bir veletsin. Baban asker annen ev hanımı. Bir çok şehir gördün bir çok platonik aşklar bıraktın ayrı düştüğün şehirlerde. İlk masum ve başarısız flört deneyimin Balıkesir’deydi orta sırada oturan bir kızdı ve statüsü senden yüksek diye hiç konuşamayarak içine atmanla olmuştu. İlk dostluk paylaşımın anılarını, koşu takımındayken arkadaşınla paylaştığın meyve suyu ve sandviçlerle olmuştu. 10 yaşına geldiğinde lojmanda bir kıza duyduğun heyecan neticesinde başarısız flört deneyimlerine saçmalamakta zirve yaparak devam etmiştin. Tatlı tatlı gülümseyerek  anlatımını devam ettirdi. Tam o sıra cehalet kokan 15 yaşıma baktı. Kitaplarla ilk tanışman arkadaşların seni dışlandığında kütüphanenin ne kadar büyük bir yer olduğunu keşfetmen ile başlamıştı. İlk okuduğun kitap Mehmet Ali Birand’ın ”12 eylül saat 04:00” adlı kitabı olmuştu. Tel örgüleri yıkıp geçme isteğin belkide okuduğun da hiç anlamadığın siyasal bu kitap ile başlamıştı. Teşekkürler  Birand. O kadar çok bilmediğin tanım vardı ki okuduğun kitapta yeni bir şeyler öğrendikçe sıralara ”Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” yazısını yazıyordun. Askeri ortamda anarşistlik yaparak pis moskof oluyordun. Kendinle saçma gururlar duyuyordun bu hareketlerinden ötürü. Ortaokul sıralarında arkadaşlarını eve çağırıp ailenden arta kalan ama az kalan şarapları içmek ve dostlarla paylaşım yapmak sanki dünyanın tekerine sokulmuş çomak kadar keyif veriyordu. Siz 3 kişiydiniz o lojman hapishanesinde biliyordun bunu ve o 3 kişi farklı yollarda hep bir arada kaldı. Liseyi kazandın en büyük hayalin ”bahriyeli” olmaktı ama sen sivil bir lisenin hazırlık sınıfında ne yapacağını bilmez ama ceket giymenin şaşkınlığındaydın. Bahriyeli olayım derken anadolu liseli olmuştun.         20 yaş heyecanlanmış zaman ona geliyordu  ve hafiften gerilmişti. Solculuk oynadın, solculuk öğrendin, hitapların değişti. Sözlerin ve kelimelerin garip yaşantıların vardı . İnsanlar tanıyordun sürekli olarak ve daha sert cüssesi ağır kitaplar okumaya başlamıştın. Kavgalarını kendinle, hayatla ve zamana karşı yapıyordun. Hep bir acelen vardı sanki. Zaten beklenen son başlamıştı baban emekli olmuş tam sivil hayat demokrasisine alıştım derken kocaman bilinmezliklerin olduğu yere geliyordun İzmir’e. İzmir’de ilk gün denizle tanışmış sanki anlamışcasına o senin en büyük kadının olmuştu. Koşup koşup sarılabileceğin, ilk görüşte aşk gibiydi deniz hissiyatı. Tarifi imkansız. Bu 5 yıl içinde liseyi bitirdin, sokakları ve insanlar tanıdın. En pis yerde de ekmek paranı çıkardın, en kapitalist şirkette part time alın terini kazandın. Ne öğrendin dersen tutunamamayı galiba. Çok güzel dostlar taşıdın lise hayatından, unutulmaz kavgaların oldu, basit sebeplerle kırdıkların oldu. Niye kırdığını bilmediklerin yer yer aileni üzdüğün zamanlar oldu. Abinle geçiremediğin vakitleri hastane kapısında ondan gelecek iyi haberleri beklediğin de anladın. Baban ile ne kadar anlamsız şeyler için kavga ettiğini anladığın da baban ameliyat masasından çıkmıştı. Aşkların hep gittiğinde anladın yada hiç senin olmadığın da zaten hiç kadınları anlamamıştın. Anlasan belki birileri yanında olurdu diye düşünürdün geceleri yada gene o kadar çok düşünecek şeyin vardı ki bunu göremedin. Ama hep bir tarafların eksik kaldı.  Her gün yeni bir şey öğrenmeyi bildin. Çok dinledi çok çekti körfez seni. Hep şöyle derdin ya ”son vericeğiz umutsuzluğa, inatla her daim haykırmaya devam edeceğiz giden dostların arkasından HOŞÇAKALIN derken  DOSTÇA kalın demeyi ihmal etmeyeceğiz içimizden”. Severken şart, şurt koşmanın biz için hala en büyük günah olduğunu bileceğiz. Yaşadığımız her yere hayatın taa kendisini götürerek muhteşem hatalar yapmayı marifet sanıp çocuklarımıza güzel anılar yaratacağız. Herkes bir şekilde yalancı şekillerle günahlarını temizlerken. Sen Alsancak  gün doğumunda elinde ki son biranla körfeze boşaltacaksın gözyaşlarını. Kılık, kıyafet, sıfatlar yahut benzeri hiçbir türeve takılmadık pek tabi ki takıldığımız tek  şey kalpten  gelen güzel bir gülümseme makus talihi  olacak. Bu şekil 25 yaşını gördüm ben dedi.
Tam sigarasını yakacaktı ki bir topuk sesi duyuldu güzel şık bir hanımefendi girdi sigarasını yaktı ve tek tek masada oturan 3 kişiye baktı ”susun” dedi ve anlatmaya başladı cümlelerim kesik yada bozuk olabilir ama inanın hepsi kalpten dedi sadece hissettiklerimi söylemek istiyorum bir gecede tüm fütursuzluğumla beni dinleyin dedi.
Yiğit kim.. Yiğit aslında kendi içinde fikirlerine bağımlı bir gelenek gibi onları sahiplenen aynı zamanda sürekli değişim gösteren ve bu değişimleri sürekli sorgulayan biri. Bazen geçmişi, geleceği çok sorgulayarak günü kaçıran bu sebeple bazen günün hazzını yaşamayı unutan biri. Azla  yetinmeyen her zaman kendine her konuda seçenekler yaratan biri . Aynı zaman içinde bir kaç tip insan, bir kaç kitap okuyan ve tek tür sanatla ilgilenmeyen bunun gibi bilmediğim  bir çok konuda inanılmaz hayal gücüne sahip. Düşünce bakımından aslında cahilliğin haksızlığın, eşitsizliğin karşısında olan ve bu üçünün olduğu yerde ve durumlarda elinden geleninde fazlasını yapan biri. Dıştan zırhlı ruhunun derinliklerinde aslında yardım isteyen ve bu yardımı sadece kendisinin istediği samimi bulduğu insanlara duyuran biri kendine yardım edemeyen ama sevdiklerine sürekli çözüm bulan bir tür terzi. Yiğit aslında duygularını çoğu zaman kontrol eden biri ve iyi konsantre olabilen  ama damarına basan bir olay yaşanmadıkça kendini dağıtmayan, ama dağınık yaşayan biri, özgüveni yüksek bir iş de onun için kazanıp kaybetmek değil o adımı atmak şansını denemek önemlidir. Ama yaptığı işte önemsenmese de ne olursa olsun ciddiye olan biridir. Kendisini asla yeterli bulmayan her daim eksik bulan biraz fazla mütevazi ama yaşıtlarının çoğundan da önde olduğunu bilen biri. Yiğit iyi mi kötü mü diye tartışılır belki ama muhteşem hataları da var onun keşke diye biriktirdikleri var. Unutamadığı yalanları var. Para onun için içkisine ve sigarasına yetecek kadar olması yeterli bazen sorumluluğun ve sahiplenmenin ilişkideki önemini kaçıran bir serseri. Aşk konusunda bir yerlerde bir şeyi kaçırdığını düşünen kaybetmeyi fazla kabullenen biri. Kadını el üstünde tutan biri kim olursa olsun ister sevdiği kadın, ister annesi, ister arkadaşlarından biri ister dışarıda çiçek satan bir kadın. Her zaman kadınları gerçekten önemseyen ve bir o kadar anlamayan biri. Her konuda gerçekleri gören ve bunu en baştan kabullenerek zorluklarını göz önüne alarak mücadele eden cesaretli biri. Kendinden başka hiç kimsenin onu inandığı şeyden caydıramayacak biri. Etrafında olanların düşüncelerini dinleyen ama çoğu zaman kendi verdiği karardan dönmeyen başkalarının düşüncelerini kendi kararlarına etki etmesine izin vermeyen biri. Bunun sebebini ya karşındakine güvensizlikten yada ne olursa olsun yanlış da olsa yenilsem de kaybetsem de kendime yaptım bana tecrübe kattı  olarak düşündüğünün kanısındayım. Eskiden çokça muhalefet olan biriydi Yiğit, şimdi ise durgun bir deniz oldu yine düşüncelerini söyleyebilen fakat karşı tarafa zorla kabul ettirmekten onun kabullenmesini sabırla bekleyen biri oldu dedi ve HİÇ DEĞİŞMEYECEKSİN SEN HEP BİRAZ HATALI OLACAKSIN ve ben hep uzaktan bakacağım sana diyerek her zaman olduğu gibi usul usul gitmişti güzel .
     25 yaş derin nefes aldı pis ama acı bir kahkaha attılar benler,onlar ve bizler neticesini bildikleri yazının sonucuna gülmek kalmıştı çünkü onlara ve aynı klasikle bitirdiler her yazıda olduğu gibi;
   O vakit son parasıyla bira alarak gününü geçirecek güzel öğrenciye, şehirlerin pis sokaklarında neden o işi yaptığını bilmediğimiz kadınlara, şarapçılara, evde pijama terlik usullü geçirecek olan asgari ücretlilere, aşık olup sevdiğine kavuşamayanlara, inandığı din için en temiz şekilde dua eden tüm insanlara, yaftalamadan bölmeden temiz duygularla yurtseverlik yapan insanlara, kaybedenlere, ağlayanlara, sevişenlere, yetim ve öksüz çocuklara, cezaevinde f tipi yaşayanlara, tutuklu öğrenciler ve daha hayatımıza dair ne varsa herkesin en güzel şekilde yeni bir sabaha uyanmasını temenni ederek uzaklaştı. 25 yaşında da yalnızdı ve basıp gitmeleri seviyordu. Hep bir şekil kaybederken kazananlardan olduğu yalanına inanmıştı.
Fahrunnisa PANDA
2012

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s