Anılarımız Cüce

Kimi zaman sabahı olmayan gecelerde eve gelirdim. Üstümde sokağın bütün kiriyle salondan yavaş adımlarla balkona yürür bir sigara yakıp uzun uzun düşünürdüm. Birini sevmeye başladığın da niye hayatının en büyük depremi olur ki diye sorarken bulurdum kendimi. Bir insandır sevdiğin muhteşem bir kahraman değil ya da hayran olduğun değildir. Ama sen ayran ayran gözlerinin içine bakarsın. Ne olursa olsun sana sarılacak gibi, meteliksiz dolaşıp durduğun o şehrin sokaklarında seni koynunda uyutacak gibi hissedersin. Hesabını bile yapamadığın yollardan bir tanesidir. Sadece o soğuk kış gecelerin de hiç beklemediğin anda içini ısıtan çay sıcaklığın da bir sohbettir. Kısacası  aranılan samimiyet denilen durumdur. Yaklaşırsın ya hani tenine doğru ama sarılmak isterken elini nereye koyacağını bilemediğinden aptal gibi hissedersin kendini. Tam bir sohbet açayım derken hayatının en saçma rezilliklerini anlatırsın. Gördüğün yâda yaşadığın durumları bir rüya zanneder ve hiç uyanmak istemezsin. Uyandığın her rüya sonunda kötü bir şekilde bitmek ile ün yapmıştır. Bilirdin ya hani. Yollar, hatıralar, geçmiş ile gelecek arasında birçok cümle kurulurken beynin kıvrımların da birçok durum geçerdi zihninden. Sen aynı barda, aynı şekilde seslenirken bulurdun bir anda kendini ‘’usta bir tane daha bira olsun ama Arjantin bardak soğuk lütfen 50 cc ‘lik ‘’ diyip alevli bir sigaradan yakardın.

Böyle olduğu anlarda her şeyin sıradanlaşmaya başlayıp lanetler getirdiğini anlamaya başlardın. Ne kadar güzeldi oysaki çocukluğumuz hiç bitmeyen çamurlarımız, biriktirdiğimiz masum gazoz kapaklarımız, gece oldu mu radyodan record düğmesine basarak kayıt yaptığımız gecelerimiz aklına gelirdi. Her şey senin ilgini çeker, kütüphaneci ufuk amcanın küfür dolu bakışlarını görürken karşısında hiç korkmadan ‘’bu ne la‘’ , “bu ne halt” diye türlü sorular sorduğun anlar canlanırdı ruhunda. Evdeki anandan bu sorular ve boktan isyanlarım yüzünden sopa yemişliğim bile vardı. Çünkü ben küçükken büyük hoparlörün içinde cücelerin hapis edildiğini ve onlara yemek götürülmesi gerektiğini düşünen bir zararsız organizmaydım işte. İşte böyle günün akşamında kendi yemeğimi cücelere götürdüğümü gören annemden yediğim temiz sopayla çok düşünmenin, çok soru sormanın sonunda bir ceza olduğunu o zaman anlamıştım. Hala akıllanmamış olacağım ki birçok soru ile rahatsızlık vermeye devam ediyorum.

Hayat bana birçok yer gösterme fırsatı sundu. Hep arkamda geçmiş, her gittiğim yerde yeni yaşantılar başlattım. Gittiğim her yerde boyum biraz daha uzun oldu, kilom biraz arttı 11 yaşından itibaren düzenli olarak gözlük takmaya başladım. Her gittiğim yerde sistem aynı şekilde işlemeye devam ediyordu. Çok konuşma, çok soru sorma, çok düşünme ve o kız sana bakmaz dediler. Hep çok konuşurken sustum, çok soru sorarken en güzel başarılarım dediğim disiplin cezalarım oldu. Ve evet gittiğim her yerde benim sevdiğim kız bana bakmadı. Benim sevemediklerim ama çok geceler üzülüp onlar için içtiklerim ise beni sevdiler. Ara sıra dost meclislerin de konuşuluyor ne zaman evleneceksin, bir düzen istemiyor musun artık diye. Düşünememiş taklidi yapıp sıyrılıyorum işin içinden. Mevzusu derin hikâyesi bize kalsın diye. Neyse cüceler ile öğrendik temiz dayak yemeği onunla bitirelim. Hepimiz kendi hayatlarımızın cücesiyiz ve gündelik sıkıntılarımızı abartmayalım. Aynısının farklı modelleri 6 milyar insan içinde illaki bir başkasında yaşanıyor olacak çok farklısı değil. Usta bir bakar mısın ‘’usta bir tane daha bira olsun ama Arjantin bardak soğuk lütfen 50 cc ‘lik’’

Fahrunnisa PANDA
19.08.2014

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s