Gregor Samsa Benimle Konuştu

Bir sabah vakti yaklaşırken gene o bitmez baş ağrısı saplanıyor kafama. Ağrıyan kafam değil aslında ruhumun beynimde yarattığı sorular. Ruhun bedene ağır gelme sancısı bu yaşananlar belli. Kendi kendine içsel biriktirmeler yaşıyorsun ve her gün daha çok yabancılaşarak birçok şeye. Tanıyamıyorsun çevreni, kendini ya da olup biten birçok şeyi..

Balkona çıkıyorum. Umarsız ve hareketsiz halde gecenin sessizliğini dinlerken. Beynim ruhumu karşısına alıp konuşuyor. Hem de hiç öyle lafı dolandırmadan açık açık konuşmaya başlıyor. Var olan hiçbir gerçeklik benim derdim değil diyor, hiçbir şey anlıyor musun diyor. Beynim ruhuma bağırarak, ağzından salyalar saçarak içimde büyüyor. Söylemediğim tüm kelimeler içimde büyüyor sanki. Ve ben sanki söyleyemediğim, ifade edemediğim her kelime için yaşarken ölüyorum diyor. Hani diyor böyle çok sarhoş olduğun geceler de bazı kelimeler ne olursa olsun unutulmaz olur ya diyor. İşte ben o kelimeleri hiç söyleyemiyorum diyor! Kızıyor beynim ruhuma. Öğretemedin bana, koskoca ruhsun o kelimelerin bu beyin tarafından açık açık söylenmemesi gerektiğini öğretemedin diyor. İşte şimdi seninle burada konuşuyorum ama çok geç öğrendim bunların söylenmesi gerektiğini diyor. Ruhum işte o sıra bir şaha kalkış gerçekleştiriyor. Ne diyor? Ne! Seni bu kadar sinirlendiren ne. Devamlı kazanmaya çalıştık hiç durmadan. Hiç görmedik aslında neler kaybettiğimizi. Nerede duracağımızı, nasıl duracağımız hiç bilemedik diyor. Sonra ruhum Edip Cansever’in o güzide mısralarını fısıldıyor beynime:

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu

Tam olarak böyle durumlarda ne yapacağını bilemiyor insan. Ne yapsa, nereye gitse mutsuz bir girdabın içinde gibi hissediyor kendini. Belki Gregor Samsa’nın o makûs kaderini yaşayacaktım bende sabah olunca. Ters dönmüş bir hamamböceği olarak sürdürecektim geri kalan hayatımı. Nasıl olmuştu ki bir hamamböceğine dönüşebilmiştik o sabah. Hayat. Saçmalıklar. Sonu gelmeyen hırslar ve hiç bitmeyen gözle görünür yalanlar buna bir sebep mi olmuştu. Çevreme baktığımda da durum hiç parlak değil aslında. Sabuncu belinde freni patlamış bir kamyon gibi hızla İzmir’e girmek üzere herkes ve her şey.

Herkesin tuttuğu nefret ve kötü söylem kendine diyorum ama olmuyor. Birileri birilerini keserken, bir diğer taraf vatan kurtarıyor öbür taraf ise hiç durmadan vatana ihanet ediyordu. Artık insanoğlu nasıl bir ruh haline geldiyse asan, kesen ve biçen kişilerin bolca bulunduğu bu topraklardaydım. Hoş gelmişti kadına saygının kalmadığı ,bilim insanın sürekli olarak beyin göçü ettiği ,çalmanın kazanmaktan daha kolay olduğu topraklara. Neyse kahvem yarılanmış ,beynim uyumuş ,ruhum saçmalıyor işte ..
Fahrunnisa PANDA
24.11.2014

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s