Gregor Samsa (Vol 1.)

Geçen günler de yazdan kalma bir hamamböceği bulup sordum [Kafka’da yer alan Gregor Samsa’yı kıskandım belki de bilinmez]. Ne olacak bu işler, bu hayat dedim?

Sonra hamamböceği anlatmaya başladı. Ayrıca hamamböceği en korkutucu canlıdır. Ve korktuğumuz şeyler ile birçok kez hayat üzerine konuşmalar yapmak durumunda kalırız. Bu hamamböceği ile de 13 yıldır düzenli olarak bu korkunçlu konuşmaları yaptığımı iddia edebilirim. O yüzden sen için bu yazıyı okuma süresi maksimum 10 dakikanı alacaktır. Ayrıca bu yazı içerisinde öyle mutluluk falan olmayacak, öyle güzel afili ve fiyakalı cümleler filanda yok. Ayrıca öyle sana yürümeyeceğim, atar koymayacağım ve sarhoş falanda değilim. [Bu ayrıntı önemli] Ama sarhoş olsam en azından ne kadar kötü bir yazı yazdığımı düşünmez, yazıyı yazarken 10 kez düşünmek zorunda kalmazdım. Neyse…

2007 yılında California Beach Univercity’de (CBÜ) okumaya başladığımda gene bu iktidar vardı ve gene anayasa konuşmaları yapılıyordu. Düşünün! Bu süre içerisinde İzmir Belediyesi’nin 90 dakikalık aktarma tarifesi devam ediyor, bazı kadınlar bazı erkekleri ve bazı erkekler bazı kadınları aldatmaya hiç umarsızca devam ediyordu. Kimi adamlar bir meyhanede hesap ödeyememiş, bazı kadınlar fazlasıyla ağlamaklı ve üzgün. İnsanların hepsi o muhteşem aşkı, muhteşem işi ve muhteşem hayatları arıyordu. Mesela benim okuduğum (iktisat) bölümünde kimse bankacı olmayacaktı ancak birçok kişi bankacı olmuştu. Garip..

Neden bunları anlatıyorum aslında onu da bilmiyorum. Ben 2007 yılında da mutsuzluklar yaşıyordum yıl 2017 olmuş hala mutsuzluklar yaşıyorum. İktidar sahipliği, hükümet gibi mutsuzluklarım var. Garip.. Aslında bahsetmek istediğim bunlar değil. 2007 yılında Manisa sokaklarında geziniyor, Göztepe sokaklarında bira içiyor, az parayla yollara düşüyordum. İnstagram, facebook falan yoktu ve CBÜ’den bir arkadaşın tavsiyesiyle sosyomat diye bir site keşfetmiş aralıksız ahkamlar kesiyordum. Ne çok insan tanıdım o sitede. Yazın sıcağında ısınan laptop klavyeleri filan cabası. Bukowski okuyor, Boris Vian’ın “Vercoquin ve Plankton” kitabını anlamaya çalışıyor. Kendimizi sirseri sanıyorduk. Meyhane, birahane ve bilimum az kazançlı ama yapılması akla gelmeyen ne kadar pis iş varsa koşturuyordum. Buralarda hayattan çok şey öğreniyordum. [inandırıcı gelmedi galiba bir tuhaf bakıyorsun, bakma!]

Sözün özü hayattan öğrendiğim bir şey varsa. Kesinlikle öğrendiklerimin hepsi yanlış. Adımların, çabaların seni bir yere getirmiyorsa. Ya torpilin yoktur, ya yüksek mevkili tanıdıkların yoktur. Çok zorlama yani. Benim hayatımı değiştiren isimde Göztepe’nin Güzelyalı parkı içerisinde karşıma denk geldi. Gecenin tenha saatinde [alkolün 22:30 kuralı olmadığı zamanlar uff ] şarapçı güzel bir abimizin söylediği şu cümlelerdi: “Onca yıldır içiyorum bu mereti ben ona hayatımı verdim, o bana insanların namussuzluğunu öğretti”

Obaaav kaldım la öyle. [Cümlenin asaletine bak 10 yıl okusan çıkmaz böyle cümle] Sal’ın bir yazısında geçiyordu “ J. Kennedy Toole’un bir kitabı varmış. 32 yaşında kitabını kapı kapı gezdirttikten sonra hayatına son veren J. Toole. Hatırladığım kadarıyla intihar ettikten hemen sonra Alıklar Birliği adlı romanıyla Pulitzer kazandı”. Bu kitabın muhteşem bir ön sözü vardır: “Dünyada gerçek bir dahi varsa, bunu anlamak kolaydır, bütün alıklar ona karşı birleşir”. Çünkü ben 2011 yılında haftanın 4 günü ve günde 10 saate yakın zaman diliminde bir perakende marketinde kasiyerlik/joker elemanlığı yapıyordum. Maaşım o kadar azdı ki, ticket kartlarını paraya çevirip topluca hesap ettiğimde kaç bira alacağımı hesaplayarak kar bilançomu ortaya koyuyordum. [çünkü 20’li yaşlarda ekonomik yaşam biraya endeksli olarak hareket eder. Tıpkı borsa gibi]. Bir kötü yazımda da belirtmiştim. Benim çalıştığım onca ağır iş ve stajlardan elde ettiğim tüm paraların hepsi kitaplara gitti. Birde gidebildiğim kadar yol hikayelerine. Neyse konumuz bunların hiç biri değil.

Sonuç olarak ben kendimden sıkıldım. Arada facebook’a, zaman zaman bolca kötü ve zalim yazının toplandığı blog sayfalarına yazdıkça daha çok sıkıldım. Kendimin kendisinin yargıcı olmaya başladım. Sonuçta adalet böyle bir şey değil. Son zamanlarda Amerika’yla bozulan ilişkilerimiz dolayısıyla belki P. Auster’i sevmezsiniz. Ancak onun güzel bir sözü var: “ Otuzlu yaşlarımın başında, elimi attığım her işi kuruttuğum bir dönem yaşadım” demiş. Hoş ben 30’lu yaşlar değil 20’li yaşların sonundayım. Ancak zaman kimseye engel değil. Belki bu işler bana göre değil. Ben öyle “buldum o torpili, sattım o arkadaşlarımı, güven verip arkasından kuyusunu kazdım” filan şeklinde bir adam olamıyorum. Sonuçta bir heyecanla klavyenin başına oturduğumda mahallenin değerli bakkal abisi, çok alkollü tribün lideri gibi oluyorum. Beceremedik galiba biz kurallar içerisinde derli toplu derdimizi anlatmayı. Sonuçta küfürü çok sevdik, düzenli olmayı pek beceremedik.

Başta konuştuğumuz hamamböceği gibi dönüşüm yaşanmayacak bende. Ben doğru söyleyen bir deliyim. Ve gerçek delilerin, özgürlükleri ellerinden alındığında büyük küfreder.
Ve giderler…
Fahrunnisa PANDA
28.02.2017

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s