İktisat Tedrisatına Dair

Eğitim hayatımı düşünüyorum içim sıkılıyor. Koskoca 27 yıllık yaşantımın çocukluk kısmını çıkarıp geriye kalan 20 yılını düşünüyorum. Sigortalı işe girsem emekli olurdum. Dünya seyahatine çıksam rahat kıyı ülkeleri dâhil 50 ülkeyi bir şekil görebileceğimi düşünüyorum. Sorabilirsiniz parasız nasıl yapıyorsun insan evladı diye. Eğitime harcadığımız parayı zahmet edip tekrar hesaplamayacağım ama siz yaparsınız dediğime hak vereceksiniz. Neyse zaten konumuz da bu değil.

Bizim zamanımızda ortaöğretim başarı puanları vardı. ÖSS gibi çok boktan ve daha da boktanlaştığı ifade edilen çoktan seçmeli sınavlar vardı. Üniversiteyi ilk kazandığım zaman ailede bir sevinç soranlara benim oğlanda iktisat kazandı âmânda aman şeklinde ki sevinç nidaları çok güzeldi. Ama biliyoruz ki sevinçler Türkiye’de kısa ve sorunlar bir ömür sürer. Öncelikle iktisat bölümü Türkiye’de en fazla mezun veren bölümdür. Tahminen yılda 300 bin insan bilinen rakamları ile her sene iş arıyor bu meslek dalında. Ama heyecanlanacak bir durum yok benim muhteşem hayallerim var. Türkiye şartlarında en iyi 10 üniversite içerisinde değildik ama çok okursak, çok çalışırsak her zaman iktisadın tanrısı olabilirdik. (Yalandan kim ölmüş) Taşra diye tabir edilen üniversitelerde okuyor olabilirdik ailemizin gün sohbetlerinde “olsun canım Allah herkese ekmeğini verir” söylemlerini duyduğumuz doğru olabilir ama asla pes etmek yoktu. Sonuçta Türkiye survivor ortamıydı ve hayatta kalmak zorundaydık.

İktisat eğitimimiz bir harikaydı. O kadar harika bir iktisat eğitimi almışım ki kurum, banka ve kpss sınavlarına hazırlanırken hiç bir şey bilmediğimizi yahut bize öğretilmediğini gördüğümde anladım. Her şey benim okuduğum ders harici kitaplar kadardı. Ama kapitalist sistem bununda çözümünü bulmuş: “ Üniversite size meslek kazandırmaz bakış açısı katar” argümanın geçerliliğini lügatımıza katıp hala geçerliliğini korumaktadır. Bundan kaynaklı olarak çılgın bir rekabet ortamının yarattığı acayip ezberci, çok kitabi cümleler kullanan, bilim yerine tüm kitapları hatim eden insanlar gördüm. Sırf hocası ile birebir aynı cümleyi kuramadığı, özne ve yüklemi farklı yerlerde kullanıp, dur geçen gün güzel bir kitapta şu cümle vardı tam buraya uygun diye koyup o başarısız diye atfedilen gururlu kantin öğrencisiydim.

Bu gurur beni çok mutlu etti ama hiç ayaklarımı yerden kesmedi. Geçici bir çok mutluluk verdiğinin hakkını yemem. Sonuçta bizim kantin ortamlarında hep konuşuyor arkadaşlar çok kalın kitaplar okuyorduk. İstekler ve arzular hep  başka istek ve arzuların doğmasına neden olacaktır. Sırada ne olduğunu bilmeden kör isteklerin, sistem torpillerinden sıyrılabilirsek vizyonlu, bol ışıklı işler sahibi olacağımız umut serpintileri dolaşıyordu aramızda.(Ama inanın Marx’ın hayaleti değildi) Sistem muhteşem çalışıyordu. Vizyon, misyon gibi bla blası çok olan cümleler içine haps ediliyorduk. Bugün kafa tutuyorum desen bile yarın içine gireceğiz. Şuan için sadece zorlama durumundayız. Schopenhauer koca evrene koskoca bir şey haykırdı: “ Hoşgeldiniz lan bol hayalli çok fakir insanlar” dedi. Hepimiz ziyan olmak için yaşıyor, ziyan ediyoruz kocaman ömürlerimizi. Herkes deli gibi kant okuyordu ama kimse “ İnsan ve İrade” kitabını eline alıp bak burada da çok farklı şeyler söylüyormuş dediğini duymadı. Neyse zaten ne boku duydu ki bu insanlar. Schopenhaur deli gibi mal gibi bağırıyordu dünyaya: “ İnsan düşünen bir varlık olsa, dünya bu hale gelir miydi lan fakirler” diye. “ İnsan sadece isteklerinin, çükünün, kukusunun ona gösterdiği yönde hareket” eden bir mahlûkattır diye. Ama işte duyan olmadı bu fani adamı da.  Zamanın güzel filmlerinde “Forrest Gump”  filminde Tom Hank’s abimiz birden yürümeye başladığından beri düşünüyorum. Ona bu yürüme iradesini, nedenini veren neydi. Hala bilmiyorum ama düşünmekten de vazgeçmiyorum.

Sonuç olarak isteklerimiz  bir başka istekleri doğuracak ve biz hep bir bokları isteyerek ömür tüketirken, içimizde ki istek, arzu ve dürtüsünü hiç bitirmeyeceğiz. O yüzden eyvahlar olsun bu dünyaya. Bu kadar çok isteğin karşısında sadece anlık mutluluklar ve bolca acının tarihine şahitlik edeceğiz. İstemeyelim bir kerede bir şeyleri istemeyelim. O iktidarı istemeyelim, bu okulu istemeyelim, o sevmediğimiz ama hatır için katlandığımız sevgiliyi istemeyelim, kötü bir gelecek vereceğimizi düşünüyorsak o çocuğu istemeyelim, o park öyle çok daha güzelse istemeyelim başka bir şey yahu. Kocaman hayırlarımız olsun hayatlarımızda.

Mutluluk nedir bilmiyorum. Ama mutluluk para, kariyer, statü zar zurt değil biliyorum. Vazgeçebilmek, özgürlüğüne sahip çıkabilmek, senin sen olabilmeni sağlayan o ruh dingiliğidir.

Not: Bölüm sonu canavarı olarak Gaye Su Akyol “Yıllar Yılan”
Fahrunnisa PANDA
30.05.2015

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s