Sıkıcı Pazar Ayini

Yaşadığımız dünya, biten gecelerin ve sonsuz sıkıcılık/sıcaklıkta devam eden günlerden söz etmiyor. Sürekli öğretilen bir şeylere hazırlanıyoruz. Hiç durmuyor bu öğretim kaygısı. Sürekli benliğimize zuhur etmekte. Bu öğretiler kimi zaman Almanca, çoğu zaman İngilizce ve çok denklemli bol küresel denklemli diller ile devam ediyor. Sürekli ve hiç durmadan savaşlar öğretiliyor, ırk ve milliyet kavramları, rus-alman savaşları, II. Balta Limanı antlaşması, fen bilimlerinin işe yarar endüstriyel kısmı, iyi bir yurttaş ve ponçik olma kaygısı, iyi ve kötü Müslüman ayrımlar ve sonsuz bıla bılalar. O yüzden şimdilik bütün öğrendiklerinizi usulca kenara bırakın. Lütfen! İki dakika bir kulak verin 15 dakikanızı alacak bir yazı yazdım. İnanın bundan önce ki 50 yazıyı okurken nasıl küfrettiyseniz aynı şekilde olacak.

Düşünsenize gün içerisinde milyon tane olay oluyor ancak insanların tepkileri “Hımm” evet şeklinde ki ruhsuz tipleri ile karşılaşıyoruz. Düşünsenize bu ruhsuz tipli insanlar Jack Nicholson’ın harika performans gösterdiği ‘Guguk Kuşu’ filmini de, ‘Otomatik Portakal’ filmlerini de, sahilde oturan iki âşık insanı da aynı gözlerle izliyor. İğrençliğin farkında mısınız lan!

Ama sonuçta yaratılan iğrençliklere de çok kızamıyorum. Herkes birbirinin eski sevgilisiyken, herkes herkesi birbirinde unutma geceleri düzenliyorken biz neyin farklılığından bahsedelim. İnsanlar artık tüketebileceğine inandıklarını ömrüne alıyor gerisi Sezen Aksu şarkıları zaten. Tüketim çılgınlığında boyut atlamak bu, maddeyi bitirdik manaya geçtik hayırlısı olsun. Eskiden ölümüne denilen arkadaşlıklar, günümüzde pamuk ipliğine bağlı basitlikler de. İnsanlar ellerinde telefonlar olmadan yemek yiyemez oldu, sıçamadıklarını rivayet edenler bile var. Marjinal olmaya çalışırken komikleşen aşırı uç insan tiplerinin arasında yaşamak kavgamız var artık. Maaşları hesaplarına kolay yatsın diye renkler ile kategorileştirilen (Mavi, Beyaz vb.) çalışanlarımızdan devrim bekliyoruz sinyorita. 1 Hafta tatil yapsın diye 12 ay günde 14 saat çalıştırılan insanlar dünyasına ‘Her 1 Mayısta zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yok’ diyoruz. Birbirlerine hava atmak için, donlarından başlayıp çok büyük ebatlı mobilya ve eşya alımlarıyla yarıştırılan lümpen ablalar tanıyorum. Kötü giden evlilikleri olmasına rağmen aman ali rıza çocuklarımız var şeklinde ki dizi replikleriyle evliliğini devam ettiren insanlar tanıdım. Özgürlük kavramını yanlış anlayarak popüler olacağım derken bütün kadın dünyasına ciddi zarar veren nev-i şahsına münhasırlar var büyük gece kulüplerinde. Ofis yaşantısı içinde emekliliğini beklerken sürekli çalışan klimalar dolayısıyla çektiği eklem ağrıları dolayısıyla mutsuz insanlar hergün işe gidiyor metro/metrobüs ve otobüslerde. Yüksek lisans tezlerini kopyala yapıştır yapan intihalcilerle bilim yapılmaya çalışılıyor. Komple rezalet bundan bahsetmeyeceğim bile.

Artık yeni sosyal eylemlerimiz var mesela. Herkes ülkeyi terk ediyorumculuk oynamaya başladı. Siz zenginsiniz gittiniz, ulan fakir fukura ne yapacak. Aman zaten fakirler ölsün yaşasın zenginlik diyen zihniyetinizi …. ( isteğinize göre boşlukları doldurunuz).

Ne diyordu Fernanda Pessoa, “Bu yüzleri, bu alışkanlıkları, bu günleri görmek istemiyorum artık. Başka biri olmalı, hücrelerime sinmiş bu rol yapma saplantısının yorgunluğunu atmalıyım. Uyku huzurla değil, hayatla çöksün üstüme. Deniz kenarında bir kulübe, hatta dağların sarp eteklerinde bir mağara yeter bana” diyor. Ama insanoğlu birbirinden bağımsız gündüz ve gecemiz bile olmadan huzursuz vakitler yaratıyoruz. Sanki hep yeni şarkı tadındayız ‘ Maskeli balo ve onun sahte yüzleriyiz’ artık.

Nereden geldiğimizin yâda nereye gittiğimizin pek bir önemi yok artık. Çok yakın kat dairelerinde yaşıyor, gettolardan uzak ama kendi gettolarını kuran şehirlerde modern olduğumuzu iddia ediyoruz. Hapishaneler hiç dolmamış gibi davranıyor, yetimhaneleri görmezden geliyor ve her gün aralıksız medyanın beyin yıkamasına izin vermek için Tv, laptopların karşısına oturuyoruz. Sorsanız işkenceye, emperyalizme, rezaletlere ve sapıklıklara, din simsarlığına karşıyız. Ama her boku kendimiz yapıyoruz. Vesselam geldiğimiz yerleri unutmak kadar insanoğlunun daha iyi yaptığı bir işi görmedim.

Sonuç olarak; aynı kalmayan dünya devam ediyor. İlerlediği yalanı söylenirken gerileyen bir ülkeye sahibiz. Yoğun kitlesellikle harekete geçen bir cehaletimiz var. Muhalif ya da yandaş bütün gazete haberlerinde verilen linç haberleri normalleşti. Akademiyi ele geçirmiş muhbir öğrencilerimiz var. Whatsup emojileriyle ifade edilen cümleler, giderek artan küresel iklim gerçekliği, televizyon ana haberlerinde canlı gösterilen yok edilmiş şehirlerimizin olması 21.yüzyıl normalliği olsa gerek. Oyunu satan insanlar, tedirgin şekilde sigara içen o sarımsı eller, 21.yüzyılın sahte peygamber iğrençlikleri ve kendine biçtiğin sonsuz bunalımın güzel bir Pazar geçirmene umarım yardımcı olur.
Fahrunnisa PANDA-  26.06.2016            Keyifle kal insan denen mahlukat!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s