Avrupa Sağının Yükselişi

Ekonomik değişimler ve neo-liberal modellemenin iflas etmesiyle birlikte tarihsel bir gerçeklik ortaya çıkmaktadır. Birikimleri ve ekonomik rahatlıkları değişen Avrupa’nın orta sınıfı yeni bir değişim alanı yaratmak için harekete geçmiştir. Özelikle artan terör olayları, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanan en büyük göç dalgası, mülteci sorunları harekete geçme noktasında başat bir rol oynamıştır. Bugünler de neredeyse herkes Avrupa’nın demokratik ve entelektüel sermayesini çok artırdığı için tekrar bir faşizm seçmeyeceği düşüncesinde olabilir. Ancak, sıradan, herhangi mağdur kadın ya da erkek bireylerin anne-babaları nasıl faşizm için kitlesel bir taban oluşturduysa bugünde bunun oluşmayacağını kimse garanti edemez ve edemeyecektir. Çünkü sağ tandslı ideolojik söylemlerde sürekli olarak kendini yenilemektedir.

Bugün sağ ideolojinin hızla artıyor olması, kapitalist ve ekonomik çıkmazların büyük etkisi ve sol, sosyalist parti ve politikaların özelikle Avrupa içerisinde sürekli bir başarısızlık hikayesi ile sonuçlanması neticesinin doğal bir getirisi olarak düşünülebilir. Özelikle Abd’nin büyük buhranı ve Avrupa’nın yoğun faşist etki altına girdiği bir dönemin tekrarını yaşıyor gibiyiz. Faşizm Mussolini ve Hitler’in sadece ideolojik olarak çok etkileyici oldukları için seçmediler, o dönemin konjonktürel gerçeklerinin bir yaratımının sonucu olduğunu inkar edemeyiz. Bu gerçekler, Birinci Dünya Savaşı sonrasında paylaşım sorunlarının giderilememesi, sosyolojik ve psikolojik etkenli sorunların önemsenmemesinden doğmuştu. 2008 yılında yaşanılan büyük “Mortgage Krizi” aslında pek çok iktisatçı tarafından “Büyük Bunalımın” ikinci ve çok daha sert geçeceği, etkilerinin uzun süre devam edeceği söylenen ikinci bir sürümü olarak nitelendirildi. Bugün Avrupa’da yükselen sağ ideoloji ve söylemlerin aslında daha önceki yaşanılan deneyimlerden ayrıldığı keskin noktalar bulunmakta. Çünkü 1990’lı yıllardan itibaren daha yoğun şekilde yaşanılan küreselleşme ve “serbest piyasa” zamanın kapitalizm ve tekelci anlayışlarından farklı olarak işlerlik göstermektedir. Bu yüzden, sağ partilerin yükselişini de Avrupa’nın Hitler ya da Mussolini ile yaşadığı deneyimlerden farklı tutmak önemlidir.

Bugün karşımızda değişen ve kendini yenilemiş bir Avrupa ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın nefret biçimleri değişmiştir. Eskiden yoğun bir Yahudi nefreti içinden bulunan, anti-semitist tutumları bugün politik ve söylemsel arenada kalmamıştır. Bunu yerine göçmenler, Müslümanlar ve Avrupa içerisinde ki “siyahlar” sorunu mevcuttur. İdeolojik açıdan bir “S.S.C.B” korkusu yerine çok daha yaygın bir şekilde “evrensel terörizm” korkusu almıştır. Masonlara karşı iddia edilen yüksek komplolu cümleler artık İslamcı argümanlar temelinde şekillenmeye başlanmıştır. Artık Fransa-Almanya arasında Katolik-Protestan mezhep ayrışması yerine yoğun bir İslama-fobi kendini göstermektedir.

Geride bıraktığımız yüzyıl içerisinde İslam Avrupa içerisinde kabul görmüş asıl dinlerden biri olarak yer almış bulunuyor. Pek tabisi, Müslümanlar uzun zamandan beri Avrupa içerisinde varlıklarını devam ettiriyorlardı. İspanya’nın Endülüs Emevileri’nin kültürel başkenti olmuştur. Osmanlı Devlet’i Balkan ülkelerini iskan politikaları ile uzun zamanlar içerisinde değiştirmiş ve Müslüman yapmıştı. Ancak bütün bu gelişmeler, Avrupa’nın kendisini ‘Hristiyan Medeniyet’ olarak gören gerçeği değişmedi. Bugün Avrupa coğrafyasında “vicdan özgürlüğü” sloganın manası ve laik/seküler yapı gerçekleri çok daha fazla tartışılır bir hal almıştır.

Bir diğer önemli konu ise “göç dalgası” sorunudur. 1960’lı yıllar içerisinde Almanya, Fransa, Hollanda ve İngiltere nüfusları içerisinde önemli demografik değişikler göstermiş bulunmaktadır. Göç sorunu eskiden sadece metropol kentlerine yönelirken bugün artık bütün Avrupa’nın genel bir sorunu haline gelmiştir.

Özelikle 2010 yılından itibaren Gelişmiş Avrupa Devletleri’nin demeçlerine baktığımız da; Angela Markel, “Çok kültürlülük tamamen başarısız oldu. Avrupa kapılarını açmadan önce, entegre olmayanlara karşı daha sert bir tutum sergilemelidir” dedi, David Cameron “ Onlarca yıldır izlenen çok kültürlülük politikası, radikal islamın güçlenmesine yarayan ayrılıkçı politikalar yaratmıştır”, Avrupa Konseyi Yabancı İlişkiler Başkanı Thomas Klu “ 1930’lı yıllarda aşırı sağcı partilerin ortak noktası Yahudi karşıtlığıydı. 21. Yüzyılda ise Müslüman karşıtlığına dönmüş bulunmaktadır” ifadelerini kullanmışlardır.

Sonuç olarak artan yüksek ölçekli terör sorunları, yoğun göç dalgası ve yükselen sağ ideolojik söylemlerin yarattığı milliyetçiliğin yeniden üretimi Avrupa Birliği için bir sınama haline gelmiştir. Bir yandan bu sorunların çözümü için uygulanmaya çalışılan sosyal politikalar ama aynı zamanda yükselen güvenlikçi politikalar Avrupa Birliği norm ve değerlerini ciddi anlamda sorgulatmaktadır.
Fahrunnisa PANDA
2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s