Bir Yaz Gecesi Kabusu

Bir haftadır bu yazıyı kaleme almaya çalışıyorum. Kimseyle derdim yok aslında, derdim huzurumun sürekli bir şekilde kaçırılması. Çünkü huzurum, sonsuz korku ütopyaları ve yaratılan komplo teorileriyle oluşturulan algı hikâyeleriyle bertaraf edilmekte. Huzur istiyorum. Çünkü huzursuzluğu kolaylaştıran, huzuru zorlaştıran biz insanlarız. Gülümseyen yüzler yerine gergin suratlar görmekten gına geldi. Sürekli siyaset konuşulan içki masaları yerine aşk konuşulan sohbetleri özledim. Çapullanan anıların anlatıldığı sofralar yerine, yarın bizim kapımıza da gelirler mi lan telaşlarının ayyuka çıktığını görmek mide bulandırıcı. Hâlbuki çok büyük şeyler istememiştik 2016 yaz gecelerinden.

Kimimiz dans edecek ve dansta bedeninin kaybolmasıyla mutlu olacaktı. Kimimiz pedala daha sert basarken yolları bitirme telaşına bürünecekti. Tekneyle mavi koyları gezip kış aylarına büyük anılar saklayacaktık. Kumsalda ateş yakan o serseri gençlerin yanına iki bira alıp oturmak isteyecektik. Ne istersek o olsun dediğimiz zaman da tank seslerinin korkunç uğultusuna şahitlik ettik. 2016 yılında TRT ekranlarından sadece hikâyelerde anlatılan korsan darbe metnini okununca aklımdan neler geçtiğini hatırlayamıyorum bile. Çünkü her şey korkunçtu. İnanın tarifi bile hala güç geliyor. Akıl tutulmasının en somut haliydi.

Bu ve bunun gibi birçok olaydan sonra Peter Ustinov’un bir zamanlar dile getirdiği ‘Karamsarlık romantik bir tutkudur, iyimserlik bir görevdir’ şiarını kendime dert ediniyorum. Tezer Özlü’nün Türkiye ruhuna dokunduğu cümleleri fısıldıyorum kendime. Aynı sertlikle karşı kanıt üretenlerin ülkesi olduğunu hatırlıyorum. Burası, her köşesinde patlayan bombalarına rağmen, yarına umuda çiçek ekenlerin ülkesi. Şark aklıyla garp siyasetinin kurnazlıklarına bürünen küçük kopyaların, her şart ve koşulda bir şeylere meydan okuyanların da ülkesi. Birçok bombalı saldırılar düzenleyen terörist örgütlerin, halkını katleden cuntacıların bizleri öldürmek isteyip inatla ve ısrarla yaşamak istiyoruz diye bağırdığımız ülke.

Evet, dünya değişiyor geriye yitik ülkelerin yanık kokusu kalıyor belki. Lümpenleşen dünya halklarının varlığını bilmek garip bir duygu. Sanki birisi düğmeye basmış gibi sonsuz hızda harekete geçmiş bir cehalet var. Hakaret etmenin övgü sayıldığı şu günlerde, çürütülen ve içi boşaltılan değerlere sahibiz. Büyük gazete sahipleri bütün köşebaşlarını tutmuş boy boy linç fotoğraflarını paylaşmakla meşguldü. Cep telefonlarına sığdırılmış kısacık sözlerimizle birbirimize sunduğumuz korkak teselliler tek gerçeğimiz. Feleğini şaşırmış ideolojilerle yarınlara umudun yeşermeyecek tohumları ekilmekte. Sürekli bir son dakika haberiyle tehdit algısı yaratılarak tetikte bekletilen paramiliter güçlerimiz var.

Şimdi rahatça yanabilirsin insanlık, tek amacı güzel olan, umut olan, iyi olan her şeyi yıkmaya odaklı olarak ilerleyen olgulara karşı bu dünyada hiç bir şey yapamadığımız için yanabilirsin. Çünkü hayat en adice hırsızlığı şuan sana, bana ve hatta herkese yapmakta kısıtlı olan ömürlerimizden çokça vakitlerimiz çalınmakta. Neyse nerede kalmıştık, şimdi vaktimizi hangi etnik soruna, din kavgasına ve ideolojiye ayırıyoruz. Madem içine ettik zamanlarımızın hakkını verelim. Eksik kalmasın.

Dip not: Darbelerin askeri ya da sivil olan bütün normlarına karşıyım. Oralete inanların olduğu bir dünya düşlüyorum. Kamplumbağa devrimini görenlerle konuşmak istiyorum. Bütün iktidar erklerine karşı, kakalakların tarafını seçiyorum. Neşeli yalnızlıkların ülkesinden, kitapların tozlu kokusundan siz insanlığa sesleniyorum.

Fahrunnisa PANDA
Temmuz 2016

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s