Kara Yağız Delikanlı: Babam

Belki iş yoğunluğundan hatırlamazsın. Ama bugün senin tam olarak 58. yaş günün. Ne yazık ki senin 58. yaş günün içerisinde ben daha yeni yüksek lisansını bitirmiş, 16 gün sonra askere gidecek bir kişi ve muhteşem başarılardan uzak bir insanım.

Sana olan derin sevgi ve hürmetimi anlatmak için bu yazıyı sana ithaf ediyorum. Çünkü ben her başım sıkıştığında senin az ve öz olarak ortaya attığın fikirlerine sığınıyorum. Dışarı da kimi zaman sen üzerine konuşurken senin asıl halini kendimi saklıyorum. Aklımda sen hep biraz bana kal fazla bilinme istiyorum. Benim heyecanlı ve telaşlı hayat maceralarımda yaptığım hatalar sırasında -ki sıklıkla olur- “senin öğrendim dediğin hayatı biz ömrümüzü çürüterek” öğrendik dersin. İçimden sıklıkla gene amma laf söyledi ha der mutfakta anneyle bunun üzerine fiskos yaparız. Ancak 29. yaşında ben de kendimden yer yer küçük insanlara bunu kullanıyorum artık ve ‘ay hasbam’ büyümüşte küçülmüş diyorlar. Bu sözün aslında muhteşem bir ego yahut her şeyi ben bilirim manasında söylenmiyor. Aslında insanın hayatının yaşarken nasıl çürüdüğünü ve bu çürümenin deneyim olduğunu söylüyor. Ancak bunu ben yaş tecrübesizliğimden ifade edemiyorum. Çünkü asıl olarak ben babamı anlatmayı seviyorum, hataları, kahkahaları, mutlulukları ve mutsuzluklarınla seni anlatmayı seviyorum. 30 küsur yıl boyunca yaptığın askerlik mesleğinde bir gün olsun eve mutsuzluk taşımadığın için, dostların ve arkadaşların arasında ‘Haluk Abim’ diye anılan, güvenilir bir insan olmanın muhteşem zenginliği herhalde paha biçilemez diye düşünüyorum.

Aslında bu anlattıklarım ya da anlatmaya çabaladıklarım senin bildiğin şeyler. Ancak bilmediğin günümüz aydın geçinen insanların aksine çok daha münevver, muhafazakâr kanadın aksine çok daha ‘dinini bilerek yaşayan’ bir insan olduğunu söyleme lüzumu hissediyorum. Çünkü ne yazık ki bunlar günümüzün modern çağı içerisinde ne yazık ki ötelenen ve üstüne birçok aforizma kesilen unutulmaya yüz tutmuş değerleri. Ancak sen genelde benim yazılarıma ‘Yiğidim gene ne uzun yazmışsın’ diyerek yaklaşırsın ama olsun.

58. yaş doğum gününde baba-oğul ikimizi düşündüğümde benzer olduğumuzu görüyorum. Sen de hep ayrıntılara takılan, işini detaylı ve özenli yapmaya çalışan insansın. Ben de bir işi aldığım vakit özenli ve dikkatli yapmaya çalışıyorum. Sende de Arnavut olmamızın getirdiği yoğun bir inatçılığı ve yer yer delice coşku sellerini sergiliyorsun. Keza ben de. Biraz da sinirli ve asabi olduğumuz doğrudur. Galiba biz, babacığım, birbirimizi hep mutfakta içtiğimiz bir demli çay tadında sevdik. Ancak ne denli bu satırların hissiyatını sana fark ettirebiliyorum bilmiyorum.

İşte buyken bu oldu babacığım ve ben seni bir oğlun olarak fazlasıyla sevdim, çokça saygı duydum. Ancak son olarak senin de karşı çıkamayacağın birkaç gerçekliğinden daha bahsetmek istiyorum. Bugünler de hazır wikipedia kapatılmış ve ansiklopediler önemini kaybetmişken. Tarih seni bu yazı içerisinde ki bilgilerinle hatırlasın. 1959 yılında Manisa’nın Demirköprü baraj lojmanlarında bir işçi çocuğu olarak doğmuşsun. Ülkemizin ortalama yaş sınırlarını görmene daha çok var ve Allah sağlık verirse 100 yaşını bile görmeni çok isterim. Köyde, kasabada ve şehirlerde hayatını sürdürmüşsün. 18 yaşında girdiğin TSK’dan 45 yaşında emekli olmuşsun. Orta yaş zamanında hem Türkiye hem Avrupa ve Ortadoğu görevlerin sırasında bakış açını ve algıların ülke ortalamasının yukarısına çıkarak İsveç ortalamasına yaklaşmış durumda. Savaşın da ne kadar kötü olduğunu gördün, barışın da insan hayatı için ne kadar büyük bir erdem olduğunu bilecek kadar yaşadın. Seninle siyasal, sosyal birçok tartışmamız yer yer yüksek yoğunluklu zıtlaşmalarımız bile oldu. Hatta bu yüzden ‘asi yiğidim’ dediğini çokça kez bu kulaklar duymuştur. Birlikte yaşadığımız bu zamanlarda, bütün beğenilerim ve zevklerim seninle olan bu diyaloğumuz sayesinde gelişti. Sen Türk halk müziğine merak salardın, Metal müzik ya da klasik rock müzik severdim. Sen batı müziklerini ‘kültürümüzü bozulmasına’ sebep olarak nitelerdin. Bu yüzden ben de her ikisini sevmeye karar verdim görev saydım kendime. Sen bazı şeyleri siyah ya da beyaz olarak ikiye ayırırdın. Bu doğuştan Beşiktaşlı ben için güzel bir durumdu. Ancak ben gene de yer yer gri alanları daha çok sevdim. Sen başımızın asla eğilmemesi gerektiğini, kibarlığın çok abartılmaması gerektiğini söylerdin. Sonuçta sen hayatta büyük hırsların ya da büyük idealleri olan bir adam olmamayı, mütevazi aile hayatı olan bir kişi olmayı tercih ettin. Yaz vakitleri acı yemeyi hiç sevmedin, çinekop alerjin olduğu için hiç yemedin. Yalnız Türk halk müziğini sevdin. Yabancı bir ülkede yaşama fikrini hiçbir zaman savunmadın. Şimdinin önemsenmeyen ya da hor görülen vatan sevdası senin içinde hep var oldu. Sözün özü Can Yücel’in babasına yazdığı şu şiiri ne zaman okusam hep aklıma sen geliyorsun ve geleceksin babam;
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk,
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici – hep, hep acele işi!-
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu
40’ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a
Bi helalleşmek ister elbet, diğ’mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim”.
İYİ Kİ DOĞDUN BABAM.
Fahrunnisa PANDA
Temmuz 2017

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s