Şostakoviç’in Şarapneli

         Senin bile daha önce hiç duymadığın ama seninle ilgili birçok anım var benim. Bunları belki asla bilemeyeceksin. Yahut bileceksin bir gün. Ama şuan şunu o kadar iyi biliyorum öylesine içime işlemişsin ki, fiziksel olarak yokluğun neredeyse hissedilmiyor bile. Bu senin, benim hayat yolumda bıraktığın izler, varlığının bana bağışladığı eşsiz melodi işte. Hayatımın çoğunda seni düşünüyor kısacık bir vaktinde yaşamımı devam ettirmeye çalışıyorum. Bir gece seni kollarıma aldığımda o an bütün duvarlarım yıkılıp ele geçirmiştin beni. Okuduğum her kitap ya da dinlediğim her müzikte seni anlatan cümleler aklıma geldikçe rüyalarıma giriyordun.

       Gene  sana hasret kaldığım böyle bir gecenin sabahında ağzım susuzluktan kurumuş şekilde aniden uyandım. Kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Seni görmüştüm rüyamda düşüyordun. Berbat olan ellerimi, narin ellerine kondurmaya layık göremiyordum. Bütün kapılar ardı ardına kapanıyordu. Havasız kalmıştım. Son kalan nefesimi sana vermeye hazırdım. Bir anda her yerin sessizleştiğini hissettim. Sığındığımız duvarlar sessiz ve seni ise duyamaz olmuştum. Bir anda sessizliğin ortasında, kadife gibi olan sesine hasret kalmıştım. Ellerim kanarcasına camlara vuruyordum, camın öteki yanında sen vardın. Ama ulaşamıyordum sana. Her yer cam kırıkları olmuştu. Cam kırıklarının kestiği yerlerin acısı ruhumu kanatıyordu. Ama sana ulaşamıyordum. Oturduğum yerden bir sigara yaktım. Duvarın öte yanında yorgun ve bitap bir halde duran sana baktım. Amma da kavgalar ederdik dedim. Ne güzeldi. Barışık dargınlıklarımızın çok çok farklı bir tadı vardı dedim.

       Sonra mutfağa yöneldim. Kana kana bir su içtim. Ruhumun ruhundan ayrılamadığı ama boş sözlerle birbirimize veda ettiğimiz o gecenin sabahı geldi aklıma. Önce seni yitirişim sonra aklımı yitirişlerim düştü zihnime. Telefonu nereye koyduğumun önemi yoktu. Kimsenin beni aramasına ihtiyacım yoktu. Ne içtiğim çayların lezzeti vardı ne de alkole tahammülüm kalmıştı. İçimi hoş eden ve beraber hayalini kurduğumuz hiç bir şeye karşı heyecanlarım kalmamıştı. Artık, sevdalarımızda aynı değildi, beklentilerimizde. Ben kendimden çok senin sevdana inanmıştım halbuki. Şimdilerde sen hiç bilmediğim bir mezopotamya kentinde ben bir karadeniz kentinde savruk ve çarpık yaşamlarımıza devam ediyorduk.

      Öyle katmışım ki seni ruhuma, bundan sonra ki hayatımda sadece seni arayacağıma emindim. Çıksan karşıma yeniden keşke diye ah ettiğim günlerim vardı. Günaydın diyeceğimiz sabahlara ve iyi uykular diye kapatacağımız gecelerimiz olsa temennileri savuruyordum zamana. Son nefeslerimizi birbirimize verirken ruhlarımız değse birbirine diye iç geçiriyordum ‘yalnızlığımda’. Dostça değil aşkla tekrardan seni seviyorum diyebilmeyi ne kadar arzu ederdim şu kısacık ömrümüz olan aptal, şişko dünyada.  Sonra aklıma bir vakitler dinlediğim o saçma efsanenin kısacık pasajı kafamda oluşuyordu.  ‘Şostokoviç’in kafatasına saplanan şarapnel parçası’. Eğer Şostokoviç kafasını belirli bir şekilde eğerse onun müzik duymasını sağlarmış. Sen benim için Şostokoviç’in kafatasına saplanan şarapnel parçamsın.

Bölüm sonu canavarı olarak: Dmitri Shostakovich The Jazz album

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s