İçine Atma

     Zamanın yoğunlukları içerisinde galiba sürekli bir telaşımız var bitmeyen! Bütün çevremize ‘harikayız’, ‘yıkılmadık biz’ gibi savsataları dile getirmek gibi mecburiyetlerimiz var. Bu düşünceler içerisindeyken bir gün cağnım ülkemin bilinmeyen bir köy kasabasında ve cinsiyetinin çok önemli olmadığı bir çiftçimin konuşmasına denk geldim. Telefonda usul usul birileriyle konuşuyordu ‘Televizyonum da bozuldu, yalnızlık çok ağır geliyor’, ‘Ne çocuklardan, ne torunlardan hayır var’ adlı sessiz çığlığına şahit oldum. Sonrasını dinleyemedim. Kenara çekilip o yalnız ama mağrur kişiyi seyretmeye başladım. Bir kişinin derme çatma olan bir köy kahvesinin köşesinde yalnızlığının duyulmaması için verdiği çabayı gördüm. O vakit dışardaki kar ayazından daha çok ruhumun üşüdüğünü hissettim. Sanki gidip sarılsam o kişiye saatlerce ağlayabilirdim. İçimin öyle acıdığını hissediyordum. Çünkü biliyorum yalnızlık kanca gibidir. İnsanın içini keser.

            Sonra kendimi düşündüm. Ben derdini söylemek konusunda kötü olan tarafta yer alanlardandım. Anlatamam. Aptal bir ruh haline girerdim. Nasılsın diye sorana ‘sen nasılsan ondan hallice’ diye cevap vermeyi seçerdim. Hep ‘iyiyim’ mottosunda hareket edenlerin sahteliğindeyim. Şükür yahu bugün de ölmedik derim. Bir isteğin var mı sorusuna  ‘ her daim canınızın sağlığı’ derim. Neyse bir vakit birine güvenip her şeyimi anlatmayı seçtiğimde korkutucu yüksek kapitalist binalar arasında kaybolan o fakir adam haline düşmüştüm. Hâlbuki bok mu var korkuyorsun. Anlat! Dök içini. Rahatla. Hayır sen illa herkesin yükünü alırsın bir damla kendi yükünden vermezsin. Aslında, anlatınca geçmese de yükün azalır. Sırtın rahatlar, göğsün nefes alır, yüzünde aptal tebessüm olur ve ellerinin terlemesi geçer. Ama olsun bir kere çok güçlü oldun ya artık güçsüz olma lüksün yoktu.

            Sonra usulca o çiftçinin yanına yaklaşıyorum o dağ köyünde. Telefonu kapatmış. ‘Selamün Aleyküm’ diyorum. Uzaklara bakıyor o sıra. Buyur evlat diyor kaldırıp gözlerini bana dikiyor. Yorgun, elleri nasırlı, gözlerinin çevresinde hayat çizgileri belli, parmak araları tütün içmekten sararmış ve dişlerinin çoğu dökülmüş. Belli ütüsüz bir takım elbise giyiyor ve uzun zamandır bakmamış kendine. Seni dinlemeye geldim diyorum. Derin suskunluk oluyor. Sadece birbirimizin gözlerine bakıyoruz. Sanki ikimiz de birbirimizin yalnızlıklarına o iki saniye içerisinde dokunmuşuz gibi. Bok gibi hissediyorum kendimi. Arabaya atlayıp o köyü arkamda bırakırken dikiz aynasından amcaya bakmaya çalışıyorum. Yüzünü unutmamak için.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s