Adam Öldü !

Bir sabah aynasızlar habersiz şekilde eve girip beni aldılar. İlk maaşımla heyecanla aldığım yeni elbisemden tutup yerlerde sürüdüler. Ağzım burnum kaymış şekilde bir sandalyeye oturttular. Ne olduğunu anlamaya çalışan gözlerle etrafa detaylıca bakmaya başladım. Hınca hınç dolu bir odada herkesin sorgulayıcı, çok bilen, muhteşem üst egolarını, statü için canlarını vermiş bedenlerini, doğrularından asla şaşmayan insancıkları, kesin ve kendinden emin kararlılıklarıyla oluşmuş kıpkırmızı gözlerini gördüm. Usulca yanımda ki görevliye ‘hocam ne için getirildim’ diye sordum. Birisi sert bir cisimle kafama vurdu. Bayılmışım.

Hafifçe kendime gelmeye başladığımda anlamaya başlamıştım. Farklıydım onlardan ve bu büyük bir suçtu. Aynı sıralardan geçmiştik, aynı sulardan içmiştik, aynı gökyüzünün altında çamura bulanmıştık ancak ben farklı etkilenmiştim olanlardan ve zamanın hikâyesinden. Onlar ceplerindeki son paranın hesabındaydı, samimiyetsiz cümlelerin arasında çok içten kahkahalar atarak yalanlar söylüyorlardı. Ben başka dünyaların mümkün olduğuna inanıyordum, Küçük Prens kitabını okurken gözlerim doluyor, Küçük Kara Balık kitabında hüzünleniyordum. Şeker Portakalı kitabında ki Zeze’nin “Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum. Bazen suratıma garip bakıyorlar, o zaman uyanır gibi oluyorum” dediği yerdeydim galiba. Çocukluğumdan beri ‘deli’ bu çocuk lafını duyardım. Sonrasında okudukça, daha fazla okudukça cahilleşen zihnim bana bir kuble anlatmıştı olanları. Kalıplarına sığamadığım kimselerin boşluğunda kalıyordum. Biraz daha yalnızlaşmak kaderimdi sanki. Sonuçta, hala herhangi bir köy ortamında üstü başı çamura bulanmış yırtık çocuk görsem koşup oynuyordum. Elleri toprağa bulanmış, nasırlamış bir el gördüğümde sıkarken tiksinmiyordum. Sokakta bir şeyler satarak parasını kazanan (kendisini kullanan yavşak tipli kişilere para kazandıran) o masum çocukları gördükçe karınlarını doyurup sohbet ediyordum. Kafam güzelken uzaydan, evrenden, hayata dair saçma aforizmalardan konuşuyordum. Aşkta kaybedişlerim, geceleri geç yatmam, alkol alıyor olmam, çok kitap okumam, hızlı konuşmam, sonsuz heyecanlı olmam vb. her daim sorgulamaların içine dâhil ediliyordu. Standart edilmiş gömleklerim yoktu, alışverişi çok yapmayı sevememiştim, kazandığım parayı kitaba yatırmam hep daha mantıklı gelmişti. Bir gün eşitliğin geleceğine inanmam, arabayla giderken aniden camdan kafamı çıkartıp bağırmam özgürlüktü. Dil, din ve cinsiyet kavramlarına inanmıyor oluşum garip geliyordu. Sadece samimiyet ve güven ortamına inanmam tuhaf gösteriyordu beni.

Tuhaftım onlar için yargılarım yoktu, meraklarım çoktu. Kadın-erkek eşitliğine inanıyor, hiç olmadık ortamlarda acayip saçma kahkahalar atarak insanlara cevap vermem onları küçümsüyor gibi algılanıyordu. Hâlbuki kaderin saçma tesellisine ağlamak yerine gülüyordum. Günün sonunda ötekisi olmuştum. Ötekisilerin arasına dahil edilmiştik. Soluk soluğa kaldım hınçla dolu kalabalığın arasında son nefesimi vermeden bir kişiye ses etmek istemiştim. Arayamadım ama çok güzel hayalini kurmuştum. O hayal bile yetmişti. Hani yüreğinizin tam orta yerinde bir ezilmişlik hissettiğiniz bir anda kurduğunuz hayaller vardır ya işte öyle bir şeydi. Kafanız karışık olduğunuzdan değil, sadece bir şeyler anlatmak için çabaladığınız saatlerdir. İşte bu hayal de öyle bir şeydi.

Bu hayalimde, dışarda hava soğuktu, şimşekler çakıyordu ve yağmur düştü düşecekti. Zihnin derinliklerinden sonsuz hatıralar geçerken, göz kapaklarından bir damla düşmüştü masaya sigarayı ıslatmıştı. Tıpkı hayalimde de öyle paldır küldür düşmüştü önüme. Herhangi bir akşam diliminde (Heideger’in zaman kavramında düşünürsek) ağzımız yaraları, zihinlerimiz tıpkı hava gibi şimşekler çakıyordu. O akşam rakı içmiştik biz seninle. O zamanlar biz olmuştuk. Sonuçta insan hayal kurarken sonunu düşünmüyor. O vakit kötü diye nitelediğin huylarım gözyaşlarımla ıslanmış, sert diye tasvir ettiğin tavırlarım kedi gibi olmuştu. O an sen korkmuştun çünkü hemdemini bulunca insan ürker normaldir. Ben serengeti vadisindeki aslan gibiydim sense yeni doğmuş bir aslandın sanki. Seninle karşılıklı oturmuş güneşli küçük bir ev çizmiştik, içi ahşaptı. Sonra senin gözlerinden inciler akmıştı, ben bütün teselli cümlelerimi unutmuştum. Sen daha önce çokça denenmiş bir yol seçmiştin. Ben o ötekileştirildiğim gerçekliğe uyanmıştım.

Kocaman bir halk mahkemesinin olduğu yere getirdiler beni. Gözlerim bağlı ve ağzım kapalıydı. Bir tek zihnimin dehlizleri susmuyordu. Küflü kitaplarım, bilekliklerim, taktığım yüzük, yaptıramadığım dövmeler aklıma geldi. Sonrasında doğduğum ama hiç göremediğim doğunun o kentini, büyüdüğüm Göztepe sokaklarını, sevindiğim, üzüldüğüm, için için ağladığım yerleri, yaptığım otostopları, yediğim gazları, geceyi düşündüm. Zihnimden geçenler bittiğinde gözlerimdeki bağı söktüler, ağzımı açtılar.

Ne söylemek istersin dediler. İlk olarak ‘insan’ olmanızı isterdim demek geldi içimden. Ancak yolun sonundayken görkemli veda yapmak haktır diye düşündüm. Aklıma son zamanlarda okuduğum bir dergide yer alan şu sözler geldi: “ Cesaret, ayağına ip bağlayıp kendini boşluğa bırakmak değildir. Cesaret, dağların zirvelerine çıkmak, denizlerin derinliklerine dalmakta değildir; cesaret insanın yüreğinde.. Cesaret 50 kere reddedilsen de küçücük bir umutla sevdiğini bir daha çekinmeden söyleyebilmektir” diye iç geçirdim. Günün sonunda o beni yaşatabilirdi, sizler ötekileştiremezdiniz ve ben normal olmak için her gün bu kadar çok efor sarf etmezdim.

Şimdi sandalyeye çıktım. Yağlı urganı boynuma geçirecek bir celladım bile yokken ip geçirdiler. Beni ittiler. Urgan boynumu kırdı. Beni astı  insanlık. Şimdi doğdum! Doğmak denirse…

Ayrıca yazı gene fazla bana döndü İzmir’i çok özledim ve GÖZTEPE en büyük!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s