Son Yaza – VEDA

Siz hiç çaresiz bir şekilde koskoca adımlar atarken kimseden korkmadan gözyaşı döktünüz mü? Hem de hiç bilmediğiniz bir şehirde. Ben döktüm hem de herkesin ortasında. Ama bir kişi bile fark etmedi. Ben de deliye vurdum. O kadar çok delirdim ki. Duvarlarla konuştum. Bazen dile gelip bana cevap verdiklerini bile düşündüm. Kimi zaman Özdemir Asaf oldum mısralarda kimi zaman Oğuz Atay’ın korkuları kelimelerde. Bir gün yorgun argın işten geldiğimde cigaramı tellendirirken küçük evimde Nilgün Marmara’nın bir cümlesi denk geldi gözüme ‘Yabancıların en yakınıydın sen’.. Bireysel olarak cinnet geçirdiğimi düşündüm. Usulca telaşlarımı yere bıraktım. Derin bir nefes aldım. Neler yaşamıştım ki son bir senede. Gelmeyecek trenleri bekleyen kondüktör gibiydim. Nerede benim o soğuk biram diye ortalarda dolaşıyordum. Neler yaşanmıştı peki son bir sene de.

Herkes sağa sola koşarken, severken vazgeçebilmişlerin tarafını seçmiştim. Koca bir karanlığın içinde kalmıştım. Enkaz olarak kalan binaların altından karıncaları kurtardığımda mutlu olmayı seçmiştim. Yastığın ıslak tarafını çevirip kuru olan tarafıyla sabahı etmeyi öğrenmiştim. Bir cuma günü yüreğime yumruk yediğimde bana temiz çarşaf hazırlayan, sabahları pişi yapan ananemin yoğun bakımda olduğunun haberini almıştım. Yanına vardığımda yoğun bakım ünitesinde yattığı söylenmişti. Yanından çıktığımda son vedamı yaptığımı bilmiyordum mesela. Kimsesiz gibi hissedip annesini kaybeden anneme sarılarak ağlamayı öğrenmiştim. Ki babası başka hastanede yatarken. Çaresizliği düşünün velhasıl.. Öyle bir durum ki çaresizlik yıldızları görüp, Turgut Uyar’ın durma hadi ‘Göğe Bakalım’ şiirini zihninde canlandırabiliyordu. Tanrım çok acayip ! Garip bir şekilde sonsuz mezarlığımda ‘biri beni bulsunu’ beklerken çaresizliğime ses edecek kimsem yokmuş onu gördüm. Mesela geçtiğimiz bir yılda bir gün önce şehirlerarası yolculukta bir cenaze taşıyıp, morg kapısında sevdiğin insanı karşılamayı öğrendim. Acil kapısının önünde ölüm üzerine espri yapılırken kahkahalarla gülmeyi öğrendim. Son bir senede kendimi korumak için duvarlarımı öyle yükseltmişim ki içine kendimi hapis ettiğimi öğrendim. Bir gün babama bir soru sormuştum. Hayatta herkes ettiğini bulur mu dedim. Hiç sanmam diye cevap verdi. O günden beri yumruklarım daha gevşek gülüşlerim daha kavruk. Geride bıraktığım son bir senede bir kişi beni o kadar çok telef etti ki ben ziyan olmamak ile meşgul olmuştum. Miyop astigmat gözlüklerime daha büyük mercekler takıp öyle bakmayı seçtim insanlara. Hayalimde ki ütopyalarımı dörtnala koşturdum. Guguk Kuşu filminde ki J. Nicholson deliliğini sergiledim. Gecenin ortasında zamansız uyanıp Satürn’ün halkasında ağıt yakmayı bıraktım. Biliyorum Satürn sana fısıldamış belki bana da fısıldar. Garibanız ama uzaya inanıyoruz. Netice itibariyle son bir sene de biraz ölmemeyi, azıcık hayatta kalmayı ve oldurabildiğimiz kadarıyla yaşamayı öğrendim galiba. İnandığım her şeyle ki buna tanrı bile dâhil aramda teleferik durdu. Kimseye ses etmedim. Sonuçta herkes birilerinin sol yanını doldurmakla meşgul. Ben hala kendi sol yanımı kimselere paylaşmamayı seçen tarafta olmayı yeğledim. Belki de biri gelir sol yanımı koparıp çıkarır diye bekliyorum. Beyhude hayaller işte.

Ağaçlar yapraklarını dökmeye başladı işte. Batı Karadeniz taraflarında yağmur yağdıktan sonra inanılmaz güzel bir toprak kokusu ortaya çıkıyor. Doğa dinlenmeye çekiliyor, hayal etsenize. Artık umurumda değil petrol fabrikalarını kim vurmuş, Zizek hangi kitabı yazmış, kitapçılarda ki sosyoloji rafında hangi yeni kitap var diye aramam. Bir kere de benim umurum olmasın hiç birşey. Havada uçan jetler, mevsimsel tarım işçileri, taciz ya da tecavüz vakaları, toplar ve tüfekler.. Gelmesin aklıma F tipi hapishaneler, trafik kazaları, tutuklu öğrenciler, sağlık sorunları vb.. Bu gecede anamın yemeklerine hasret kaldığım gibi uzak olsun bana. Ben de başıbozuk serseri olarak gökkuşağı kovalayayım hazan mevsiminde. Güzel mevsim balıkları yiyeyim mesela, göl kenarında bol rakı bol roka yapayım. Hamsinin en güzel halini yiyeyim. Belki beni de biri yürekten sever ve samimiyetle hikâyesini anlatır. Bu sefer sırlar olmaz ve biz birbirimize güveniriz diyeyim. Günümüz takvimleri ne gösterir bilmiyorum ama ben kışı çok uzun geçirdim sonbahar ben için yaz olsun. Daha çok güzel müzik, daha çok film, daha çok resim diye kabaran bir yüreğim var artık. Daha çok güzel yemekler öğrenmeliyim diye telaş eden bir arzu. Affet bea dünya bizim de böyle salak telaşlarımız var.

Ailemle, dostlarımla ve sonsuz güzellik yaşadığım Ege’nin en güzel kentine geri döneceğim biliyorum. Hayatımın sonsuz vakitlerini geçirdiğim Göztepe’nin kuytu sokaklarına, memleketim olan Ege’nin yemeklerine, anamın omzuna, babamın gülümsemesine, abimin sonsuz deliliğine, mercanda ki sonsuz muhabbetlere, hayatı sorguladığım banklara geri döneceğim. Hayatımda, onca sevdiğimi kaybedince, hala haberini beklediğim hasta olan sevdiklerimi düşününce içimde ki küskünü daha iyi tanıdım. Bir köşeye çömelmiştim bir vakit bir barış antlaşması imzaladım kendimle. Artık daha fazla darlamam kimseyi, kendime okurum, ruhumu kitaplara bahşederim. Çok okuyun, bol gezin ve sonsuz hayal kurun. Tekrar yazmaya karar verinceye dek iyi bakın lan kendinize. Görüşürüz. Öpüyorum hepinizi şah damarınızdan.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s