-Kitap İncelemesi- 2

gunluk-yasamda-benligin-sunumu433950fc55080602c07517c25d54c0b9Erving Goffman, içinde bulunduğumuz çağın önemli sosyologlarından biridir. 1959 yılında ilk baskısı yapılmıştır. Yayımlandığı tarihten itibaren günümüze kadar çok farklı bilim alanları için tercih edilmiştir. 2004 yılında Türkçe eseri Türkçe söyleyen kişi Barış Cezar’dır. Eser, önsöz ve giriş kısımları hariç, yedi bölümden oluşmaktadır. Eser, bireyin toplumsal yaşam içinde ki davranışları üzerine yazılmış başucu kaynaklardan birisi olarak göze çarpmaktadır. Erving Goffman, Bu çalışmanın, toplumsal yaşamın, özelikle de bir binanın veya fabrikanın fiziksel sınırları içinde yer alan türde toplumsal yaşamın incelenebileceği bir sosyolojik bakış açısını anlatan bir el kitabı işlevi görmesini istiyorum diyerek kitabın önemini ifade etmiştir. (S.13)

Bütün dünya bir sahne midir ?[1]  sorusu okuma boyunca zihinlerde dolanacak bir soru. Goffman, böyle bir kurgusal soruya cevap ararken belirli yaklaşımlar kullanmaktadır. Bu yaklaşımlarla bireyin benliğinin çözümlenmesini amaç edinmiştir. Çözümleme esnasında sembolik etkileşimciliğin içinde yer alan ‘’ dramaturjik’’ yaklaşımı benimsemiş, sadece katılımcıların etkinliği ile ilgilenip toplum karşısında ki dramaturjik sorunlara odaklanacağını ifade etmiştir. Kısacası dramaturjik kelimesiyle  anlatılmak istenen bireylerin karşılıklı olarak yüz yüze gerçekleştirdikleri eylemlerin birbirlerine olan etkileridir. Bu etkileşimlerin günlük hayat içinde ki yansımalarını ‘’performans’’ olarak isimlendirilmiştir. Bu performanslara göre hareket tepkileri geliştirip yaşamda ilerleme sağlanır diye ifade etmektedir.  Bu analizleri yaparken ‘’tiyatroyu’’ bir metafor olarak kullanmıştır. Bu metaforu kullanmasının temel amacı aktör diye anlattığı bireyin sahne önü ve sahne arkası davranış şekillerini daha iyi yorumlayabilme imkânı verebilmesidir.

Performansları değerlendirirken soruyu tersten sormak yerinde olacaktır. Çünkü kişinin karşısındakilere yaratmaya çalıştığı gerçeklik hissiyatına kişinin ne kadar inanıp inanmadığı çok önemli bir detaydır (S.29). Değerlendirmeler esnasında oyuncu kendini tamamen kaptırmış olabilir ve sahnelediği performansın bir gerçekliğin gerçeklik olduğuna samimi şekilde inanmış olabilir. Ancak diğer tarafta oyuncu içinde bulunduğu duruma kendini hiç kaptırmamış ve rutini aynı şekilde devam ettirmek istemeyen kişi olabilir. Oyuncu, bu durumda sahneden seyircinin ilgisini başka yöne kaydırmak için çabalıyor bile olabilir. Bunu açıklamak için Goffman’ının kitabından şu örnek verilir: “Shetland adasındaki sosyal yaşamdan da örnekler verebiliriz. Son dört-beş yıldır adadaki turistik otel çiftçi kökenli bir karı koca tarafından işletiliyordu. Ta başından beri, otelin sahipleri yaşamın nasıl olması gerektiğine dair kendi anlayışlarını bir kenara bırakmak ve otelde eksiksiz bir orta sınıf hizmet anlayışı ve tarzı sergilemek zorunda kalmışlardı. Ne var ki, son zamanlarda, göründüğü kadarıyla işletmecilerin kendileri de sergiledikleri performansa eskisi kadar kinik[2] yaklaşmıyorlardı; kendileri de orta sınıfa dönüşmeye başlamış ve müşterilerin kendilerine yakıştırdığı benliği gittikçe daha çok sever hale gelmişlerdi” diye ifade etmiştir (S.31).

 Çünkü içinde bulunduğumuz durumlar da belirli rol ve davranış şekilleri gerçekleştiririz. Bu durum doğal bir sonuç olarak maske takma durumu oluşturur. Person sözcüğünün ilk anlamının maske olması da aslında tesadüf değildir.  Seyirci açısından bakıldığında ise kinik bir durum oluşmasına sebep olmuştur. Seyircilerin bu eylemleri gerçekleştirdikleri belirli yerler vardır. Kitapta bunları belirli kavramsal isimlendirmeler yaparak okuyucunun işini kolaylaştırmaya çalışmıştır.

Goffman, herhangi birinin bir grup izleyicinin önünde gerçekleştirdiği ve bunun izleyiciler üzerinde bıraktıkları etkiyi ve aynı zamanda oluşan tüm faaliyetleri performans olarak nitelendirdiğini daha önce belirtmiştik. Bu eserin kitapta sürekli tekrarlanan bir kavram olmasından dolayı bunu vitrin diye isimlendirerek anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Set sözcüğü ise bireyin kendisini ifade eden görsel araçlar sunumu şeklinde anlatılmıştır. Bu ifadeyle aslında anlatılmak istenen yaş ve ırksal özelikler, boy ve görünüş; duruş şekli; konuşma kalıpları; yüz ifadeleri; vücut ifadeleri vb olarak ifade edebiliriz. Goffman, bu set sözcüğünün barındırdığı kavramları kişisel vitrin olarak daha anlaşılır şekilde bize sunulmuştur. Kişisel vitrin kavramı kendi içinde iki kavram olarak temellendirilmiştir: Görünüş ve Tutum olarak tanımlanmıştır. Genelde tutum ve davranışların uyumlu olmasını beklenir.

Goffman, etkileşime geçen taraflar aralarında bulunan statü farklılıklarının kendi içinde uyum sağlayabileceğine ayrı vurgu yapmıştır. Örneğin; “Askeri örgütlerde devamlı olarak belli bir rütbeye sahip personelin sergilediği vitrine göre fazla otorite ve beceri gerektiren (gerektiği hissedilen) ama hiyerarşideki üst rütbe sergilenen vitrine göre daha az otorite ve beceri gerektiren yeni görevler türer” (S.38).

Birey toplum karşısına geçtiğinde, toplumsal etkileşimler esnasında gerçekleştirdiği performansları anlaşılmaz ya da boşluklu durumları belirli dramaturjik olgularla doldurur. Bu sayede bireyin toplum karşısında anlamlı olması sağlanır. Örneğin, beyzbol hakemi hükmünden emin olduğu izlenimi vermek istiyorsa, kendisinin o hükümden emin olmasını sağlayacak düşünce anını atlatmalı ve anında karar vermelidir ki seyirciler onun hükmünden emin olduğuna emin olsunlar. (S.41) Ancak kimi statüler söz konusu olduğunda dramatizasyon kesinlikle bir sorun yaratmaz aksine inandırıcılık bakımından hayati öneme sahip bir noktaya gelir. Bu meslek gruplarına örnek olarak profesyonel boksör, cerrah, kemancıların rollerini örnek olarak verebiliriz.

Goffman, performanslar sunulurken toplumun anlayış ve beklentilerine uyması için toplumsallaştırılması, kalıba sokulması ve uyarlanmasının yollarından biri olarak idealize etme eğilimlerinden bahsetmiştir (S.45). Bu idealize edilmiş performansların sunumu üzerine en zengin verilere toplumsal hareketlilik üzerine yazılan kaynaklardan ulaşabiliriz. Burada anlatılmak istenen alt tabakada olan insanların idealize edilen üst tabakada ki insanların yerine geçme eğilimi göze çarpan durumudur. Alt tabakadan üst tabakaya çıkma durumu genelikle maddi varlığa dayalı statüye duyulan özlem ve istektir. Bu kavram özelikle Amerikan ve Hindistan toplum yapılarının karşılaştırılmalı şekilde yapıldığı değerlendirmelerle anlatılmıştır.

Goffman, birey belirli performanslar gerçekleştirirken ideal standartlara uygun bir yaşam arzuluyorsa bazı değer ya da yargılarından vazgeçecek yahut onları gizleme durumunda kalacaktır. Bu tür davranışların sergilenmesinin bireyde bir şekilde tatmin edici bir duygu yarattığına vurgu yaparak ne serden ne yârden vazgeçmemiş olur diyerek özetler. Hughes’in deyişiyle, kirli işlere ait tüm kanıtları seyircilerden gizleriz, bunu ister kendi başımıza yapalım, ister bir hizmetkâra, kişiler üstü bir piyasaya, meşru ya da gayrimeşru bir uzmana yükleyelim. (S.53)

Goffman, oyuncunun ufak ipuçları performansları sayesinde önemli durumların belirticisi olarak kabul edilmesi konusunda seyirciye güven duyulabileceğine değinmişti. Ancak her zaman kitapta anlatıldığı şekilde olmayabilir. Çünkü oyuncu her zaman gerçekleştirdiği bir rolde karşı tarafa anlam vermek ya da durum belirtmek için yapmamış olabilir. Bu durumun sonucu seyirci tarafında ise yanlış anlamalara sebep olabilir ve kendince anlamlar yüklenmesine sebep olabilir. Bu konuda Dale şunları söylüyor:

‘’Resmi yazışmaların taslakları [açıklamaların kendisinden ] daha da yakın bir incelemeye tabi tutulur: Çünkü içeriği tamamen zararsız bir yazışmadaki yanlış bir ifade veya hoşnutsuz bir söz eğer bakanlıkların en basit hatasına bile kamuoyuna sunulacak bir ziyafet gözüyle bakan birinin eline geçerse, bakanlığı kargaşaya sürükleyebilir… ‘’

Goffman, bir performans ortaya koyarken bazı yerlerinin gizlenmesi durumuna da değinmiştir. Bazı durumların gizlenmesinin nedenleri yaygın olan bir düşünceye göre yapılan bu tarz kısıtlamalar, toplumsal yaşamda oluşturulan belirli mesafeler, izleyici olan kitle tarafından hayranlık ve merak duygusu nedeniyle sürdürülebilir bir durum olarak ortaya çıkıyor. Goffman, seyircilerin oyunculara duydukları hayranlıktan dolayı kurcalamadıkları konuların büyük ihtimalle, ortaya çıktığında oyuncunun utanmasına yol açacak konular olduğunu eklemek istiyorum. Riezler’in de dediği gibi, elimizde bir yüzünde hayranlık, diğer yüzünde ise utanç olan bir toplumsal madalyon var. (S.75)

Yapılan performansı sadece sunum içeriği ya da ifadelerin yaratacağı uzantıyla beraber değerlendirmek eksik bir tanımlama olacaktır ve önemli farklılıkların gözden kaçmasına sebep olacaktır. Gösterilen performans sadece bunu gösteren oyuncunun özeliklerini değil, sahnelenen görevin özeliklerini en iyi şekilde tanımlamaktır. Özelikle eser burada şu vurguyu şiddetle yapmaktadır: “Hizmet, kamu ya da özel sektörde gösterilen performanslar yapılan işin en iyi şekilde tanım ve amacına uygun şekilde yapılmasını” vurgular. Bu meslekler yapılırken takım halinde yapılır. Goffman, takım kavramını: “Eylem yapılırken karşılıklı işbirliğinde bulunan bireyler kümesini kast etmek için” kullanmıştır. (S.84)

Esere göre,  takım kavramı bir veya daha fazla oyunu tarafından sergilenen performanslardır. Bunun seyirciye bir yararı daha vardır:  Daha önce performans sergileyen kişi sadece oyuncu olarak yer alırken. Takım oyununda hem gözlemci hem de oyuncu olabilme durumunu yakalar. Takım olabilmenin en önemli koşullarından biri öncelikle karşılıklı güvendir. İkinci önemli kavram ise birbirlerine olan karşılıklı bağımlılıktır. Çünkü takım halinde bir performans sergilenirken takım olarak başarı ya da suç işleme durumu gerçekleştirilir. Goffman, örnek olarak ‘’orduda bir teğmen bir durumda kendini kışladaki tüm subaylara birlik olmuş, tüm erlere karşı cephe almış durumda bulurken; diğer zamanlarda kendisini düşük rütbeli subaylarla birlik olmuş ve onlarla birlikte karşılarındaki yüksek rütbeli subaylar için bir gösteri sunarken bulabilir’’ demiştir. (S.95)

Toplum içinde herkes takımlarda yer alır ve belirli bir şekilde suçluluk duygularından bir parça taşırız. Takım istikrarı için kimi zaman bu suçlulukların ortaya çıkardığı belirli gerçekleri gizleriz yahut içimizde bastırırız. Bundan dolayı her oyuncu biraz sırlar ile doludur ve bunlar içinde bulunduğumuz bölgelere göre bile farklılık taşıyabilir.

Goffman’a göre, bölge tanımı: ‘’ bir ölçüye kadar algıya karşı engellerle çevrili herhangi bir yer olarak tanımlanabilir. Bölgeler kendi içlerinde oluşan algılara göre ne denli açık ya da kapalı olduğuna göre değişkenlik gösterebilir. Birçok durumda performanslar seyirci ve oyuncu arasında görsel ilgi odağı oluşturur. Örnek olarak maç sonrası futbolcu ile yorumcunun stadyumda konuşması. Goffman, bu tarz performansların sunulduğu yerlerden söz ederken ‘’ vitrin bölgesi’’ kavramını kullanmayı tercih etmiştir.

     Sonuç olarak, Erving Goffman bu eserinde toplumsal yaşam içerisinde bireyin kendini nasıl konumlandırdığını, hangi rol ve tutumlara girdiğini inceliyor. Kitapta okuyucuya verilen örneklemler ve inceleme değerlendirmelerinin hepsi ‘’ günlük yaşantı’’ içinden ele alınmıştır. Okuyan herkesin rahatlıkla anlayacağı dil ve üslupla anlatılmıştır. Eseri elinize alıp okumaya başladığınızda gündelik hayat içinde karşılaşmış olduğunuz birçok duruma tanıklık etmiş olursunuz. Sosyal psikoloji, iletişim, sosyoloji ve siyaset biliminin kendine dair birçok nüvelerini ve bunların kendi aralarında ki ilişkilerini görebilirsiniz. Bu ilişkiler neticesinde çıkan analizlerle birlikte sadece toplumsal değil bireysel davranışların anlaşılması bakımından da oldukça değerli bir zenginlik katmakta olduğu göze çarpmaktadır. Toplum içinde ya da bireyler arasında oluşan davranış kalıplarının arkasında yatan nedenleri öğrenmek açısından başvurulabilecek temel kaynaklardan birisi olarak göze çarpmaktadır

[1] * Shakespeare’in ‘’  As You Lıke It ‘’ adlı oyununda ikinci perdenin yedinci sahnesinde Jaques tarafından dile getirilen bir monologun ilk başlangıç cümlesidir. Orjinali ‘’ All the world’s a stage ‘’ şeklindedir.

[2] Kinik: Kinizm (sinizm, kinik ya da kuşkuculuk), Sofist Gorgias‘ın ve daha sonra da Sokrates‘in öğrencisi olan Antisthenes‘in öğretisidir. Antisthenes, Kynosarges Gymnasion´da okulunu kurmuştur.

NOYANİST

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s