Olmayan Velede İkinci Mektup

Sana ilk mektubumu yazmamın üzerinden tam yedi yıl geçmiş. Aslında seninle hala tanışamadık evlat. Yakın gelecekte de tanışacakmışız gibi gözükmüyor. Çünkü senin var olabilmen için gereken uygun kişiyi bulma konusunda hala çok beceriksizim. Çünkü her konu da hoyrat davranıp, serseri yaşarken konu sen olunca ısrarla saçmalamaya devam edebiliyorum. Ama en büyük temennim aşkla var olman. Sen doğduğun vakitler nasıl bir dünyanın içine doğacaksın inan artık öngöremiyorum. Ama hala bazı gerçekler değişmedi. Misal saçma sapan bilgilere boğacaklar seni. Ama bu seni korkutmasın! Çünkü senin en büyük hikâyen bilmek üzerine yapacağın yolculuklarda olacak. Bilmek ise sana öğretileni sorgulayıp yıkmakla başlayacak. Küçük Kara Balık kitabında olduğu gibi.

Yedi yıl önce ki yazdıklarımın üzerinden onlarca kitap, binlerce şarkı, yalnız başına konuşulan duvarlar geçti. Kütüphanede duran onlarca kitap, birkaçı yol hikâyelerinde kayboldu, bazılarını bilerek yalnız duran bar tabureleri üstüne bıraktım. Başka birisi okusun diye. Kimseye karşı boyun eğmedim, sadece aileme karşı hür irademle saygı duyarken başımı eğdim. İnanmadım yahut inanamadım toplum denilen kişilerin oluşturdukları kurallara. Başımdan çok güzel iki aşk, onca ayrılık ve her ayrılığın ardından minnetle anılan güzel anılarım oldu. İki büyük deprem, küçükken bir yangın ve iki araba kazası atlattım. Ve aklıma getirilmeyecek onca saçma sapan durum. Günler ne zaman akşamı bulsa bir şekilde herhangi sahipsiz parkta kendimin kendiyle konuşması içerisinde yahut isimsiz evlerde duvarlara fısıldayan adam oldum. İlk trafik kazası yaşandığında muhteşem eğlenceli bir piknikten dönüyorduk, akşamüstü saatleriydi radyoda çalan parçayı hala hatırlamıyorum. Ama sonrasında ortaya çıkan çığlıklar ve o telaş dün gibi aklımda. Kutsal, dokunulmaz ve eleştirilemez denilen her şeyi sorgulamak için yaratılmışım sanki. Rüzgâra karşı tükürmediğim gün beynimin içinde şimşekler çakıyor hissedebiliyorum. Sonuçta geçti geçenler, geride kaldı onca şey ve şimdi John Fante’nin roman ismi gibi her şey ‘Toza Sor’ gelip geçen yıllarımı.

Bütün yaşanılan şeylerin üzerinden sonsuz felaketler serisi geçti. Milenyum çağıyla beraber fakirleşen insanlar, Elon Musk’un “Mars’a gidiyoruz’ çığlığı, elektronik arabalar, yapay zekalar ve dahası. Eskiden ‘Küresel Isınma’ dedikleri soruna artık ‘Küresel İklim Krizi’ demeye başladık. Felaketlerde ilerlemeyi hiç durdurmuyoruz. 2008 yılı Ocak ayında bir gün içerisinde ‘ Küresel Ekonomik Krizle’ baş başa kalıp insanların balon ekonomisinde nasıl fakirleştiğine şahit olduk. Ama hepimiz geçmişi nasıl unuttuysak tıpkı yaklaşan geleceğimizi de öyle unutacağız. Çünkü saniyede iki yüz kilometre hızla uçan toz bulutuyduk, koskoca dört yüz milyarlık samanyolu galaksisinde Carl Sagan’ın tabiriyle ‘Nokta kadar değerimiz’ yoktu. Ama muhteşem egolarımızdan hepimiz küçük birer tanrı olmuştuk. Bunca şey olurken Satürn hala fısıldamadı. Yakındır diye tahmin ediyorum. Milyarlarca insanın yaşadığı evrende yanımızdan onlarca insan, bir sürü şehir, sonsuz gözyaşı, yetişemediğimiz ölümler, isimsiz haykırışlar geçti. Sanki hepsi Büyük Patlamadan beri Dünya’nın varoluşsal sancısına tepki gibiydi. Ses edemedik. Sonra her gece kafamı gökyüzüne kaldırıp baktığımda ölmüş yıldızlar birer birer kaydı gözümün önünden, boşa kurulmuş sözler, yanlış kişilere harcanan hayatlar, istenmeyen işlerde kaybedilen vakitler, halen okunmayı bekleyen onca kalın kitap gözümün önüne geldi. Ben de blog sayesinde yazdım, yeniden yazdım, yazdım da yazdım. Zamanı yuttu kelimeler Oğuz Atay senden özür diliyorum.

Bu yazıda upuzun tayinler, bambaşka kentlere taşınma hikâyeleri geçti. Hep arkada ağlayan insanlar ve ‘sağ salim varın’ kapanış cümlelerini duydum. Hayatın mottosu gibi olmuştu. Bu sebepten olsa gerek aşk, dostluk ilişkilerimde de ‘hep sen çok iyisin lütfen kendine çok iyi bak’ cümlesini duymak adetten oldu. Bir sürü ölüm hikâyesi geçti başımızdan. Ölüm bir gerçekti ama neden ya da doğru zaman mı diye sorguluyor insan. Bana ‘Don Juan’ diye hitap eden her türlü deli ve çılgın fikri üreten dedeni kaybettik. Umarım tüm çılgınlıkları bir gün sen de vücut bulur. Muhteşem yemekleri ve çiçeklere fısıldayan ananemi kaybettik. Hatırlıyorum bir yaz günü rahmetli çok güzel bir pilav pişirmişti ve gazete kağıdıyla demlenmeye bırakmıştı balkonda. Evde öğle yemeğinin kalabalık telaşı vardı. Hadi kalk yemeğe gel diye seslenmiş, ‘turşuda çıkarıyorum bak seversin sen’ demişti. Severdim keşke gene turşu çıkarsa. Galiba bazen bir turşu ve sıradan bir öğle yemeği bütün acıları unutturabiliyor. Sonra bambaşka ölümler, evlat acıları, açlıklar ve ceberut gücün yarattığı ölümlere şahitlik ettik. Ölümlerimiz bile duyarsız kaldı. Ah be dünya! Bir kadın geçti mesela bu hikayeden, omzunda çok güzel ağlamıştım. Onunla bira bardaklarında gemiler yüzdürmüştük. Meğer yüzdürdüğümüz gemiler hiç gelmeyecek olan gemilermiş. Sevdiklerime sarılmayı çok sevmiştim, şimdi sarılırken tereddüt ediyorum, kime çok sarılsam elimden kayıp gidiyor. Ama merak etme Sadri Alışık tıpkı senin dediğin gibi ‘Korkmuyorum, dünyada her zaman inanılacak sağlam şeyler bulunur’.

Bu hikayeden Ahmet Arif’in Leyla Erbil’e duyduğu o karşılıksız aşk geçti. Amed’in sokaklarında dolaşırken Paçaçı Fazıl’da parasızlıktan içemediği çorbalar geçti. Turgut Uyar’ın ‘Durma Hadi Göğe Bakalım’ şiiri geçti. Tomris Uyar’ın ‘ Korkma iki kişi yalnız kalmaktansa, kalabalık içinde yalnız olmak daha kolay dediği’ anlar geçti. ‘Sende, ben imkânsızlığı seviyorum fakat asla ümitsizliği değil’ diyen Nazım Hikmet geçti. ‘İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri, olamadıkları ‘kişi’yi anlatırlar’ diyen Yusuf Atılgan geçti. Meral Okay’ın Yaman Okay’a duyduğu o şiir gibi aşk geçti. Velhasıl geçti ve geçiyor daha bir şeyler. Ya da geçmiyor bilemiyorum evlat.

Bu mektubu sana karantinada kırk iki gündür dışarı çıkamadığım Sakarya’dan yazıyorum. Sen doğduğun vakitler nerede olurum bilmiyorum. Hazır iyice her şey çığırından çıkmadan mektubun ikinci kısmını sana yetiştirmekle meşgulüm. Karantina sonrası küresel olarak evlerden çıkamıyoruz. Muhtemel sen bu zamanları kitaplardan okuyacaksın. Ama milyonda bir ihtimal belki açıp bu blog sayfasını da okursun. Bir Covid-19 mikrobu dünyanın bütün sistemini nasıl felç etti görmen lazımdı. Zengin ya da fakir ayırt etmeden sonsuz bir eşitlikte bize saldırdı. Sanırsam yıllardır katlettiğimiz hayvanların, işkence edilip/öldüren kadınların, açlıktan kendini yakan insanların, ölen masum çocukların otel ya da avm yapacağız diye yaktığımız ormanların bir nevi intikamı gibiydi. Ece Ayhan’dan beri öğrendiğimiz ‘Aşk örgütlenmektir’ kavramına bile kota geldi. Sarılamıyoruz, sevişemiyoruz evladım. Öylece mesafeli mesafeli kuzu gibi oturuyoruz. Virüs hakkında bir sürü komplo teorileri dolaşıyor. Muhtemel senin zamanında aydınlatılır diye düşünüyorum. Sen de artık yaşlı moruk olan babana anlatırsın. Bir zahmet anlat zaten.

Karantina süresince okuyup, izlediklerimden çıkarttığım düşüncelerim oldu. Yalnız başına düşünmek için inanılma çok fırsatım oldu. Kadın ya da erkek olmanın bir öneminin olmadığını anladım. Hayatın boyunca sadece insan olmanın kavgasını ver evlat. Hayatta her zaman gerçekleri savun. Bırak yaptıklarını takdir eden hiç kimse olmasın. Ama en azından vicdanına hesap vermekten kurtulursun. Şuan vicdanına hesap veremeyen milyonları her gün televizyonlar karşısında tüm dünya izliyoruz. Bazı anlar geldiğinde paranın, kariyerin ve statülerinin hiçbir anlamı kalmadığını görüyorsuz/göreceksin. O yüzden para yerine dost biriktir. Seni bir kadın dünyaya getirecek. O yüzden Neşet Ertaş’ın ‘ Kadın insan, biz insanoğluyuz’ cümlesini kendine şiar edinmeyi sakın ama sakın unutma. Senden gitmek isteyenler olacaktır, bırak gitsinler. Giden herkesin arkasından ‘Dostça kal’ cümlesini söylemeyi unutma. Karanlık geceler, boğulacağını bildiğin denizlere, neler olacağını bilmediğin gelecekler, tarihin tüm kötü karakterine rağmen hiç umudunu kaybetme. İktidar, sermaye ve para yerine her zaman için akıl, bilim ve rasyonalite neyi gösteriyorsa ondan devam et.

Sanırsam sen doğduğun vakitler de hala sana çok büyük imkanlar sunamayacağım. Birçok otostop hikâyem, çok tatlı sokak anılarım, hiç bitmeyen kayıp aşklarım (hepsine teşekkür ederim çok büyüttüler harika şeyler kattılar bana), az paralarımdan ayırarak aldığım birçok kitabım ve mücadele, sonsuz yanlış yaşanmış görkemli anılarım var. Umarım bir gün çok konuşan baban olacak benle tanışırsın. Lanet olasıca adam beynimi ağrıttın, dolapta soğuk bira var mı diye sorarsın. Sonrasında bana kahkahalar attırır ve annen de oradan bana bağırarak kızar. Ve çocuğu da kendine benzettin lan. Deli manyak, ruh hastası bir şey oldu der. Biz poljuscka polya dinlerken sinsi sinsi güleriz.

Bölüm sonu canavarını dinleyiniz

NOYANİST

Olmayan Velede İkinci Mektup’ için 10 yanıt

  1. Bence de doğmalı o evlat. Ama böyle bir babanın evladını dünyaya getirecek kadının da çok özellikli olması gerek sevmesini bilen.👍
    Samimi yazıları severim kaleminize sağlık.💎💎

    Beğen

  2. Harika.
    Kolay kolay yazmam bu kelimeyi yazılara.
    Biraz ukalaca bir yorum oldu, ama sanıyorum okuduğum onlarca blog, yazdığım yüzlerce yazı ve bir kitap sonrasında bunu yapabilirim:)
    Arada 1-2 ufak imla hatası vardı gözüme çarpan, onlar da nazar boncuğu olsun. Alev Hanım’a katılıyorum. Samimî yazıları ben de severim. Illa ‘parcalanmasi’ gerekmiyor edebiyatın.
    Sosyal medyada tanıştığım genç bir yazar adayına bir cümle yazmıştım, ondan sonra da bir daha denk gelmedi. Şimdi tekrar yazıyorum: Bir gün dergi çıkarırsam, sayfalarında görmek isterim Ahkam Ustası’nı. (Dergi falan yok ortada;)
    Kaleminiz keskin olsun. (Bu temenniler çok klişe, ama buraya uydu)
    Güzel günler.
    Zeynep

    Beğen

    1. Gerçekten samimiyetinden hiç şüphe etmedim Zeynep. Çünkü kelimeler o sıcaklığı verdi. Çok ama çok teşekkürler böyle düşündürebilmek ne mutlu bana. Umarım başka yazıları beğenir ve birgün yollar denk getirir karşılıklı konuşma fırsatı buluruz.

      Liked by 1 kişi

      1. 🙂 Hayat bu, belli olmaz. Belki bir kitap fuarında, edebiyat söyleşisinde, dergi künyesinde. (Taktım bu dergi işine:)

        Rica ederim, gerçekten yazının içeriği ve duygusu bende karşılık bulduğu için yazdım o yorumu. Ayrıca tek bir yazıya da bağlı kalmadım, birkaç tanesine daha baktım:)
        Rast gele.

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s