Mide Bulandırıcı Dünya ve Beklentiler

    Basit filmler, kitaplar, yayınlar, alt temeli olmayan düşünceler ve dahası. Düşünüyorum da galiba bu insanlar hiç yokluk görmemiş, gece aç karnına yatağa yatmamış kişiler. Peki, daha ne kadar aldatabilir ve yahut aldanabiliriz kendimize? Bu evrende açlık, çaresizlik, acının en sessiz halleri yaşanıyor. Görmüyor mu kimse bütün vakitleri doldurduk, insan sayısı fırtınaların patlayacağı bir deniz gibi şişiyor ve bizim kıt kaynaklarımız var. Tükettiğimiz, yanlışlarımızla küstürdüğümüz topraklarımız ölüyor. Tükeniş susuzlukla gelmeye başladı, hava şimdiden eskisi gibi değil, besinlerle aramıza mesafe koyuyoruz ve her şey aslında organik zehir barındırıyor içerisinde. Bütün kutsal kitaplarda yazan hakikati yaşamak için illa bir sur üflenmesi şart mı? O gün geldiğinde sadece can çekişeceğiz görmüyor musunuz? Bir salgın sonrasında kimse kimsenin cenazesini gömemedi, şaşalı cenaze törenleri düzenlenemedi. Ölümün karşısına ne çıkartmayı düşünüyorsunuz. İnsanlık sonsuz işlediği günahlarla ettiği duaların onları kurtaracağına gerçekten inanıyor mu?

    Siz hala size söylenenlere inanırken bu Dünya’da iğrenç şeyler olmaya devam etti. Hem de mide bulandırıcı şeyler olmaya devam etti. Çünkü Dünya denen yer mide bulandırıcı şeyler uğruna dönüyor. Bütün insanlar dört duvar arasında yediği pislikleri gizleyip, çok iyiymiş taklidi yapmakla meşgul. Herkes herkesin dostuymuş gibi davranırken aptal, küçük dünyevi şeylere takılıyor. Zenginler, kodamanlar ve dahası küçük bedenlerin hayallerini kuruyorlar. Büyük ağa babaları üç kuruş kar etmek uğruna işçisinin emeğini çalmakla meşgul. Uyuşturucu batağına düşmüş kişiler bedenlerini, ruhlarını her gün onlarca kişinin hizmetine sunuyor. Duymuyor musunuz? Dışarı da küf kokusu var. Ruhlarımıza işleyen kocaman küf kokusunu hissetmediniz mi. Sözde saygınlıkları olan kişilerin canlı yayınlanan programlarda ağızlarının salyasını akıtarak çocuk bedenini nasıl üreme makinesi gibi anlattığına şahit olmadınız mı? Sevişmekten, aşktan bir haber insanların, ağızlarında pelesenk ettikleri ‘sürekli seninle sevişelim mi’ argümanı artık baygınlık vermedi mi? Söz de demokrasiyle yönetilen yerlerde berbat işlerde çalıştırılıp hiç tüketmedikleri ürünleri hepimizin şatafatlı sofralarında her sabah tüketmedik mi. Kabul edin mide bulandırıcı şeyler uğruna dönüyor dünya. Biz nefes aldığımızı zannediyoruz.

   Fark ettiniz değil mi bütün yaşamlarımız bir inkâr ve sürekli yok saymak üzerine kurulu. Peki, nasıl vicdanınız rahatsız olmadan bir çocuğun başını okşayabiliyorsunuz. Tanrı’nın bu Dünya’da ki görünen sureti olduğunuzu ve onca günahı işleyip/ yahut işlenirken sessiz kalmanın suçsuz olduğunu mu sanıyorsunuz.  İki tövbe edildiği zaman günahlardan temizleneceğiz değil mi? Üzerinizde yaşadığınız evren korkunç, çarşaflarınız pis, kalbiniz kötü ve insanlıktan nasibinizi almamışsınız. Nedir bu polyannacılık.

   Bu yüzden her şeyi ama her şeyi huzursuzluğumuza borçluyuz. Burası ceza çekmek için geldiğimiz ve bu gerçeği unutup burayı cennete çevirmeye çalıştığımız bir yer. Aslında dünya bizim cehennemimiz. Bu gezegende de sürgünüz. Daha çok yazı, daha çok ezgi, daha çok film, daha çok resim diyerek durmadan kabaran bir yüreğin yaratma hırsı bu. Bu sebepten ötürü yazdıklarımız, söylediklerimiz ve dokunduklarımız ses getirmeli. Dönüştürmeli ve değişmeliyiz. Dünyayı değiştirmek istiyorsak, düşünceleri değiştirmeliyiz. Herakleitos’tan beri ‘değişmeyen tek şey değişimdir’ diye vurgulamamızın sebebi bu. İnsanların insanlara saldırmasından, çocukların ömrünün kelebekten az olmasından, adaletin bozguna uğradığı bu dünyada yorulduk.

   O yüzden değişmek, okumak, izlemek ve yürümek deyip geçmemek lazım. Nietsche’nin dediği gibi “ Dünya’da, sizin dışınızda kimsenin gidemeyeceği tek bir yol vardır. Nereye varır? Sormayın, ilerleyin”. Siz kendi yolunuzda ilerlerken başka tuhaf oyunlar icat etmeyi unutmayın. “Neysen o olmak” için mide bulandırıcı bu dünyada heybene koyabileceğin onca şey var. Herkesin yaparken küfrettiği işleri, kimsenin yanaşmadığı işleri, ne önemi var dediği ayrıntılarda kaybolun.

  Pahalı kıyafetlerin, söylenmesi zor markaların, mum ışığında yenilen romantik yemekleri istemiyoruz. Bizleri anlasınlar, bizi gerçekten sevsinler istiyoruz. Bedenimiz, paramız yahut statülerimiz için değil yarattığımız değişimler için sevsinler istiyoruz. Suya sabuna dokunan işler için çabalayanların tarafında olduğumuz için sevsinler. Bize yıldızlardan, masallardan, gidilmemiş dağ zirvelerinden, köhne barlardan bahsedilsin. Yanlış insanlar sevelim, yanlış kararlar alalım. Kimse toplu ya da grup olarak gömülmüyor. Herkes yalnız ölüyor ve yalnızlık kanca gibidir. Çünkü insan  yakasına yapışmış yanlışlardan kaçarken yakalanır yalnızlığa. En çok anneni dinlemeye geç kalırsın, en çok babana sarılmak hasret olur içinde. Sevgiye, sevmeye ve aşka üvey kalmak hayatın seni ittiği bir yol olur. Biliyorum aşk beni kurtarmayacak. Ama Don Kişot’tan beri aşka inanmıyor hayalini kuruyoruz. Çünkü ne zaman inansak kaybettik. Ancak kendini kurtaracak bir kişi arıyor insan. Mide bulandırıcı dünyada akşam onun göğüs kafesine başka bir dünyaya inanmak istiyor.

   Mide bulandırıcı iğrenç olan bu dünyayla kavga ederken güzel insanlar biriktirin. Hep mutlu olanların tarafında olun. Çünkü onlar sizinle mutsuzluğa da vardır. Çünkü ekmeğini bölüşen, lokmasını uzatan, kavgasını uzatmayan, samimiyetin coşkun sofrasındayız.  Kimseden bir şey beklemeyin. Beklenti her zaman zarar verecek. Hayat kısa,  bu yüzden hayatını sev ve mutlu olmak en büyük kavgan olsun. Gülümsemeyi bırakma, ihtiyacı olanlar için yaşa ve konuşmadan önce dinle. Yazmadan önce düşün. Harcamadan önce emekle kazan. İstemeden önce inan. Vazgeçmeden önce inan. Nefret etmeden önce sev. Ölmeden önce yaşa.  Netice itibariyle sizi size düşman eden her kim varsa sil gitsin hayatından. Sen iyi olursan iyi olacak mide bulandırıcı dünya. Senden benden ya da her kimsek bir taneyiz! Başkamız yok! Kimsenin hayatında ses olsun diye açık bıraktığı bir televizyon olmamıza gerek yok.

   Muktedir iktidarların buyruklarını mı, yoksa sahte dindarların vaazlarına mı kanmaya çalışacağız. Bu parazitler ve bu kargaşa tezgâhçıları bizim ne işimize yarayacak. Biliyorum tüm bunlar geçecek, yaşananlar bir anı olarak kalacak geride ve biz her şeye alışacağız. Zaman akacak, günler bitecek geceleri türlü bahanelerle uyku tutmayacak ikimizi de. Yok yok daha delirmedim. Yazıyı okuyan seninle konuşuyorum. Unutma insan zihni kusurludur. Alıştığını zanneder ama aslında unutur. Bu yüzden bir karavan lazım bize, sınırsız kahve ve bol bira bir de deniz manzarası.

   Sen ve ben, karavan, sınırsız kahve ve bol bira eşliğinde sonsuz macera yaşayabiliriz. Boktan otellerde uyanır ya da çatılarda şarkı söyleriz. Her akşam başka bir şehirde gün batımına yakalanır etrafımızdaki kargaşadan kurtuluruz. Yeni yerlerin havasını beraber solumak istiyorum. Herkesten her şeyden gitmek istiyorum. Ama her kimsen ben giderken sen de gel. İnan çok bir şey vaat etmiyorum mide bulandırıcı dünyada sadece gülmenin psikolojiye ve iyi uyandırılmanın bir insan hakkı olduğunu biliyorum.

Bölüm sonu canavarı olarak Camel’den ‘Rajaz’ dinleyebilirsiniz.

NOYANİST

Mide Bulandırıcı Dünya ve Beklentiler’ için 4 yanıt

  1. İnsana müstehak o zaman gelmekte olan son… Bu feveranlarda bile alacağı cezayı önleme arzusu var. Çünkü bunları dile getiren de insan… Türünün korunması demek kendinin de korunması demek… Oysa belki de buza kesip “ettiğini çeksin”le daha büyük bir iyilik yapmış olacak. Ucu kendine dokunan kim yapabilir bunu?!

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s