Kendini Unutma

İçindeki hayvani dürtüleri, beklentisiz kaygılarını ve daha nicesini doğru yerde kullanmayı beceremeyen kişiler tanıdım. Babasının, annesinin olmayışını bir ihanet olarak düşünüp başka kadın ya da erkeklerle beraber olan mutsuz kişiler gördüm. İhanetlerini, sevgisizliklerini gidermek için başka bedenlerde soluksuz kalan aşk yoksunu nefesleri duyumsadım. Toplumun ezelden beridir insan ruhuna aykırı gelen paradigmalarına karşı gelmek için ruhtan uzak ulu orta sevişen kişilikler gördüm. Iskalanan ve ıskartaya çıkan hayatlarında yeni başlangıç yapmamak için günahlarını kat be kat yorganlarla örten ilişkilerin şahidi oldum. Ki eminim Tanrım, senin kendi yarattığın kullarından haberin vardır. Yoksa insan kendisinden bu kadar uzaklaşamazdı Tanrım. Yanlış mıyım?

Kendine sahip çık. Çünkü senin senden başka kimsen olmayacak. Kendini sev. Çünkü sen kendini sevmezsen kimse seni sevmeyecek. Kendinle baş başa kal ve yüzleş. Lüks zevklerin olacak diye perişan etme hayatını. Salaş yerler, ruhu olan mekânlar ve yalnızlıklarınla sev kendini. Sait Faik’in dediği gibi; yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlayacak her şey. İnan buna. Bu kişi önce kendinsin.

Unutma! Kimsenin, seni türlü renklere boyadığı, içi boş karakterlere soktuğu bilgisayar oyunu değilsin sen. Başkalarının gerçekleştiremediği ya da yapamadığı cinsel, dinsel ya da hayati konulardaki hayal tahtası, gerçekleşmemiş ütopyalar istasyonu hiç değilsin. İnsansın sen. Hiç bir zaman unutma bunu. Kimsenin o boktan hayatında çektiği sorunları toparlamak ya da Tanrı’ın bir armağan olarak gönderdiği peygamberde değilsin. Bu yüzden üzgün olma ve asla özür dileme. Böyle bulunduğun ortam varsa hemen uzaklaş. En yakın bara otur. Soğuk bira sipariş et. Ve kocaman kahkahalar savur gökyüzüne. Çünkü hayatın bok olmak üzereydi. Şanslısın ki olmadı.

Sen busun. Bu kadarsın işte. Bazen gökkuşağının o güzel renkleri gözüksün diye kırılan ışık demetisin. Bazen siyah ve beyazsın. Sığmıyorsun ele avuca, ne yere ne de göğe. Bazen tek kişilik yatağın bile çift kişilik olacak kadar büyük geliyor sana.

Sen bir vakitler ‘birilerinin iyi ki seni tanıdım ya’ dediği bir vakit sonra ‘allah kahretsin’ diye andığı o kişisin. Sen kelebeklerin vodka içtiği, her türlü ayrımcılığa karşı çıkılan bir günlük ömre sahip bir canlısın. Bazen yıllarca amaçsız yolda olan bir seyyahsın. Sen hep gittin, onca şehir birçok insan, bir sürü dost, yoldaş ve düşman bıraktın arkanda.  Korkma ölmezsin. Silkelen kendine gel.

Özgür başına buyruk Don Kişot’sun sen. Ruhu dağınık, aklı dalgın, fil hafızalı ve savruk bir kişisin. Hiç kimsenin bir şeyi olmadın ama herkesin her şeyi oldun. Memnun edemedin tanıştığın kimseleri. Özür dilemiyoruz ve asla üzgün değiliz. Bu yüzden iyi ve kaliteli insanlar ile oturup kalk. Yalancı, vicdansız, kıskanç, cahil, cimri, sürekli geçmişi ile ilgili boş hikaye anlatanlardan, egosu yüksek ve her şeye olumsuz bakan kişilerden uzak dur! Merhametsiz insanlara sevgini ve zamanını heba etme. 

Hayat kısa ama zaman küçük anlar için büyük bedeller ödemeyi göze alabilen dalgın, ruhu savruk, hesapsız sohbetler yapan, son defadan bile bir şans bekleyen, Ofsayt Osman’a hüzünlenen, Fosforlu Cevriye’nin duruşuna, Vesikalı Yarim’in hatırına dönüyor. Hayatın akışına, doğanın müziğini duyabilen, eşitlikten aklı çıkanların, okumaktan gözleri bozulan kişilerin minnetine güneşini doğuyor. İnan bana zaman diye bir kavram yok.

Özgür bırak kendini zamansız ve plansız. Dayatılan algılara, toplumsal normlara, herkesin ben bilirimci havalarına, mutsuz ama çok mutluyum teranelerine aldırma. Kendin olmaktan vazgeçme. İçinden geleni yap, içinden geleni söyle, içinden geldiği gibi dans et, şarkı söyle, gez. Kim ne derse desin. Kimseden akıllı, kimseden güzel olmak zorunda değilsin tadını çıkar kendin olmanın. Koca götünle, çırpı bacaklarına, silikonsuz memelerinle, six pack olmayan karnın ve dahasıyla sevsinler seni. Siktir et.

Sonuç olarak gösterişin, torpilin, kibrin ve sayamadığım binlerce putun kol gezdiği bu çağda; bir bakışın, bir duruşun, bir hayatın sadeliğine inanıyorum. Dünyanın bütün renklerini seviyorum. Yaşı ilerlemiş insanların uzun uzun bir şeyleri anlatmasını seviyorum, çocukların saçma salak hallerini, hayvanların bi haber salt doğal hallerini seviyorum. Kocaman kahkahaların en iyi kalori yakan eylem olduğunu biliyorum. Öpüşmeye, çok öpüşmeye inanıyorum. Sevişmenin ekmek ve su kadar doğal olduğunu biliyorum. Her şey bom bok olduğunda, dibin dibini gördüğümde bununda geçeceğini bilecek kadar güçlüyüm. Hangi koşul olduğunun önemi yok mutlu insanların en güzel insanlar olduklarını biliyorum. Yarınların bambaşka gelişmeler getireceğini biliyorum, Satürn bize fısıldayacak biliyorum. O yüzden lütfen ama lütfen kendin ol. Böyle çok daha güzelsin.

Bölüm Sonu Canavarı; Ercan Saatçi “Sayenizde”
https://youtu.be/uRTAkQs2uEM?list=PLvckjbmgshF9rFIJtsrBAjFlnY_SY5HwR

NoyanisT

Kendini Unutma’ için 10 yanıt

  1. Tam da şu aralar kafamda gelişigüzel dolaşan bu düşüncelerin toplanarak bir yazıya aktarılmış halini görmek beni hem çok mutlu etti, hem de yalnız olmadığımı hissettirdi.
    Capcanlı, yaşam dolu ve mükemmel bir yazıydı. Elinize, yüreğinize sağlık…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s