35’in de -Biz-

Biz olmanın meşakkatli hikayesi aslında birkaç kavramdan oluşur. Fedakarlık, emek, özveri, paylaşım ve samimiyetin içinde yer aldığı bir yol hikayesidir. Biz olmak en çok sadakati sever. ‘Biz’ birbirlerini anlamsız bir şekilde mutlu etmek için çırpınmaz. Bir gece saatin önemsiz olduğu bir vakitte karşı karşıya gelir kadın ve erkek. Bağırırlar, susarlar birbirlerine hiç dokunmazlar ama gözlerinin içinden kalplerini hissederler. Çünkü zamanla birikir insan. Sevmek- sevilmek, anlayışlı olmak karşındakini tanımaktan geçer. Bir telefon konuşması diye başlayan sohbet bütün gece devam etmez mesela. Ediyorsa biriktirmeye başlamışsındır. Tanıdıkça aynı şeylere gülersin, iç dünyanı ona açmaktır. Üstünde kıyafetlerin varken çırılçıplak kalmaktır. İki şey kanca yapar insanı bir yalnızlık, iki çırılçıplak kaldığın insan. Açıldıkça alıngan olmak, ona karşı kırılmak ona karşı hırçın olmak istersin. En korktuğun anda onun sesini duymak için elin telefona gider mesela. Bir rakı masasında manasız şekilde onu ararsın. Parkta bira içerken sebepsiz kızarsın ona. Sadece yanına gelsin diye. Geldiğinde aklın tutulur, öyle saçmalarsın ki ağzını açıp iki laf etmez. Kalp kırmaz kalplerini hissedenler. Dedim ya zamanla birikir insan.

Kendinden geçmek, geçmek kendinden, etle tırnak olmak istersin. Ama en çok biz olmak istediğin kişiden korkarsın. Fark edersin yapıp ettiğini, değip geçtiğini, okuduğunu yazdığını, mesafelerin bir kalp atışıyla nasıl kısaldığını hissedersin. Başka gördüğünü, başka gördüğünüzü konuşursunuz. Sohbetleriniz kaçamak, korkak ve tedirgin askeri saatler olur. Günlerce aramazsınız. Anlamsız bir bahaneyle laf atarsınız birbirinize. Hayatlarınıza birileri girer çıkar, geçmişiniz peşinizi bırakmaz ama ‘biz’ vardır. Ve korkmazsın hayat denen bu illetten. Birden fark edersin nice çanlar kırılmıştır, bir adam şaşkın olmuştur, bir kadın ayıpsız gülmüştür, bir çocuğun gölgelerden el hareketiyle bir kuş yapmıştır, ağaç rüzgara fısıldamıştır, kedi huzurla gerinmiştir ve ‘biz’ olmuşuzdur.

Geçmişinizdeki sevgilileri düşünürsün, etrafta yozlaşan ilişkilere bakarsın, kendi içinde bulunduğun ilişkileri sorgularsın. Belleği, sırtındaki heybesidir insanın. Kendini keşfetmesine aracı olan kişilerin hastası olur. Belleğini deştikçe müptelası olur sohbetlerin. Bir öğle yemeği sonrası içilen sigara dumanından kesik gözlerle ‘ne arıyor bu adam’ burada bakışı atmaktır bellek. ‘Niye geldim bu kadının yanına diye düşünür’ adam. Çünkü kayıp geçmişi, unuttuğu hisleri, hiç bulamayacağım dediği o duygular ortaya çıkar bellekte. Bellek, tekrardır. İnsan çokça kendini tekrar eden eşrefi mahlukattır. Sevdiğini yeniden tekrarlamak ister ama her şey yerli yerinde dursun elini uzatınca değsin ister- hiçbir şey değişmesin ama gönlü buruşmasın ister.

-Biz- olurken ne sevgili olabildik, ne dost ne arkadaş. Bütün sıfatların en üstüydü -biz- olmak. Bu durumun ne biz farkındaydık ne de polis farkındaydı (Cem Karaca’ya selam olsun). Çünkü en çok onunla eğleniyorduk ama bunu yüz yüze görüşmeden yapıyorduk. Ki bu mucize olmalıydı. Hep çok ciddiydik ve bütün ciddi konulara gayri ciddi yaklaşma becerimiz vardı. Çünkü her şeyle dalga geçecek kadar kendimizin canını yakmış uzaydaki iki yalnızdık. Biliyorduk, eğer bir insan çok gür kahkahalar atıyorsa ruhunda depremler oluyordu. Acıyan kalbini ise kimsenin duymasını istemediği için gülüşleri gür oluyordu.

Biz istemeden biz olmak için kavga vermiş iki yalnız ama çok kalabalık ve meşgul insanlardık. İlk tanıştığımız zamanlarda kendi yaşadığımız güvensizliklerle birbirimize yaklaşmıştık. Sınırlar çiziyor, götümüzden elementler uyduruyorduk birbirimize. Düşüncesiz, kaba, pervasız, ruhsuz ve sevimsiz bütün yanlarımızı göstermiştik birbirimize. Günümüz bütün ilişkileri şu söz üzerine kuruluydu ‘ İnsan gıpta ettiği birini sevmez, acıyabileceği birini sever’ yaklaşımı üzerine kurguluydu. Biz buna da karşıydık (her boka karşı çıkalım). Öyle çok gıpta etmiştik ki birbirimize. O benim sonsuz sabrıma, her boku bilmeme rağmen yanında durmama ve dahası birçok şeye gıpta etmişti. Ben onun Dünya’nın bütün çirkinliklerinden çıkan ter temiz bir ruha sahip olduğunu gördüğüm için gıpta etmiştim. Sonsuz sevgisine, her seferinde düştüğü aptallıklarına, hovarda aşık hallerine, kadınlığına. İşte gene aynı şey olmuştu. Biz rüzgâra karşı tükürmeyi seçmiştik. Kolay olanı suyun üstünde görünür olmaktı biz suyun dibinde mücadele etmiştik, umut vaad etmiştik birbirimize.

Şimdilerde hayatlarımıza bahar oluyoruz, yaza biraz soğuk, kışa biraz sonbaharı hazırlıyoruz. Balkonlu evlerden sarkan çiçek kokusuna, rakı kadehinin samimiyetine, güneşi hiç eksik etmeyen cosmosa soruyorduk. Ne istiyorduk biz bizden ? Ne mi istiyorduk sevmek, paylaşmak, çoğaltmak, güvenmek, yan yana gülüp, yan yana susup, yan yana ağlamaktan mahrum bırakmayan, birbirimizi bilen, yalanı eğlence, yasağı zevk, seksi sevişmekten uzak tutmayan, dürüstlüğü sıkıcı bellememiş, tek başına ordu, kalabalıkta yalnız, aynı yatakta anı tadan, geleceği dillendiren, yarına hayal kuran bizi bağrımıza basmak istiyorum.

NOYANİST

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s