Aylak Hayat

Bu yazıyı okuyan ‘sen’ hep insan kalmaya çalış. Çünkü temel mesele insan kalmak, kalabilmektir. Bu ise bütün her şeye rağmen rüzgâra karşı tükürebilecek kuvveti kendinde bulabilmek demektir. Çünkü sızlanmak zayıfların işidir.

Günümüz ilişkileri dokuz saniyelik tatminlerden fazlası değil. Toplasan onbeş dakikayı geçmeyen önsevişmesiz ilişkilerimizle birbirimizi sevdik diyoruz. Yaşadığımız bu çağın, bu hale gelmesinin tek sebebi sonsuz kibir ve bencilliğimiz. Çünkü karşı taraf ne düşünür, sevgiye, arzuya ya da başka herhangi duygulara ihtiyacı var mı düşünmüyoruz. Hep biz mutlu olacağız. Hep biz güleceğiz.

Biliyorum beyninden etkilensek eminim ki hepimiz brokoliyi bile sevebiliriz. Çünkü sevilmek ya da anlaşılmak insan hakkıdır. Ama şunu unutma hayatın paralel evren kuralı da sana istediğin insanı, hayatı, yaşamı hemen vermeyecek. Öyle ki kimi insanlar hayatına girecek sana acı verecek, üzecek, yer yer kahkaha attıracak, zamansız seni terk edecek sonra bir anda dönüş sağlayacak ve dahası yaşanacak. Günün sonunda bunların hepsi senin ‘sen’ olmanı sağlayacak.

İnanılmaz şanssızlıklarına rağmen muhteşem bir hayat yaşayacaksın. Hastalıklar, ölümler, ölmeyişler, taşınma telaşları ve birçok saçma sapan hikâyen olacak. Bütün bunları yaşarken düşecek, düşünce daha çok pataklayacak hayat. Uzun senelerdir küçük mutluluklar olmasa beş para etmeyen bir hayatın içinde olduğunu düşüneceksin. Galiba bu yüzden delirecek ve mutluyum lan. İyi ki delirdim. Canım kendim diye bağıracaksın sokaklarda.

Biliyorum dudakları galaksinin bütün yıldızları gibi olan, kalbindeki uzay boşluğuna kaç yıldız düşecek daha sayamayacaksın. Ama evrenin bir enerjisi var ve seni kendine çekecek. Onun ekseninde dönen tutku, senin benim ve hepimizin yaşlılıkta bile aklını alacak kadar güçlü ve tuhaf olacak. Bu yüzden ruhumuza çiçek açtıran hanımefendi ve beyefendileri gönlümüzün neresine koysak yerleştirsek. Bilemiyorum.

Bu yüzden çok düşünmek bana hep ‘Sisifos’un laneti gibi geliyor. Ölümlülerin en bilgesi olarak yaratılmış olan insana sunulmuş bir kayadır ‘düşünmek’ ve koca bir lanet.

Oysa üzerinde bu kadar düşünülmemesi gereken konular her daim mevcuttur. Eğer çok düşünürsen, ağız dolusu gülmeyi unutursun, karşılıksız sevemezsin, birini affedemez, gönlünce sevişemez, kimseye güvenemez ve istediğinde çekip gidemezsin. Eğer ki çok düşünürsen hesapsız yaşayamazsın, öngörmeden duramaz; ait olmadan kalamaz, sahipsiz olamadan anlayamaz, sığ sulardan çıkamazsın.

O yüzden boşver sen Sisifos olmayı. Sen Sait Faik, Ahmet Arif ve dahası ol yüreğini ortaya koy. Einstein gibi dilini çıkararak poz ver, Sadri Alışık’ın ‘Turist Ömer’i” ol. Oğuz Atay ‘Tutunamayanlar’ tarafını seç, Yusuf Atılgan’ın ‘Aylak Adam’ı gibi hisset. Kendini zihnin yönergesine değil, duygularının yönergesine ver, yürek titremesini duy. Onlar ki hayatı iliğine, kemiğine buyur ederler; vasata, dayatılana, statü kaygısına, planlı tekrarlara başkaldıranlardır. O yüzden çok düşünme hayatın ve yaşamın hakkını ver.

Bunca zamandır yaşıyorsun aman tadımız kaçmasın diye uğraştığın herkes bencilliğinin peşinden gitti. Zor anında yanına koştukların nasıl nankör oldular şimdi. Yüzüne gerçekleri konuşmayı ertelediğin herkes sağ da solda şimdi kendini haklı diye anlatıyormuş. O yüzden çok düşünme yaşamın hakkını ver.

Unutma hayatını mahveden hep üç şey olacak. Duygusal yapın, farkında olduğun duygular ve fazla düşünmek. Nereden mi biliyorum kendi hayatımdan. Sen de bu yazıyı okuyan ‘sen’ hayatın tadına varmaya dikkat et. Kendine defalarca kez şunu söyle, bu anlar çok güzel, iyi ki böyleyim. Çünkü kırılmış parçalarını kendi iyileştiren birini ancak derinlikten gelen hislerinle anlayabiliyorsun.

O yüzden içki içeceğiz, sarhoş olacağız, küfredeceğiz, sevişirken gürültü yapacağız, çığlık atacağız sokaklarda, kimyasallardan uzak durup, muslukları zamansız açma cesaretimiz olacak, gece uyumayacağız, sebepsiz öpüşen insanlardan olacağız. Ağlayacağız ama ağlatmamak için direneceğiz. Yalan söylemeyecek ve asla samimiyetten uzak durmayacağız. Başkaldıran, isyan eden, mum yakan, şarabı şişeden, bira içerken kağıtlarını koparacağız. Jim Morrison dinleyip, çingeneleri ve ezilmiş bütün halkları seveceğiz. Tom Wait’s vazgeçilmezimiz olacak, kedilerin başını okşamak ibadetimiz olacak, birbirimize dokunmak mutlu edecek, beraber duş alacağız, evde ki çıplak hallerimizden utanmayacağız ve insanları asla takmayacağız.

Sen olmasaydın o olmasaydı ne yapardık bilmiyorum. Sabrın deve kininden değil olanı kelebeğin inadından olanını, çok korktuğunda yalnız kalmamak için kendinden bir tane daha doğurmayı, bizleri öldüren tüm iktidarları gülümseyerek öldüreceğimizi, yarası yaramıza denk geleni seveceğine, bir insanda başka bir dünyanın kapısını gördüğümüzde korkmadan aşık olacağına, bir şeylere inandım mı hücrelerinin endoplazmik retikulumuna kadar inanman gerektiğini, ummak yerine inanman gerektiğini, seni anlamayan kişiler arasında ağlamanın ne kadar zor olduğunu sakın unutma.

Tadını çıkar dünya kötü, piyasalar bok, kapitalizm çok sert ama sen çok değerlisin. Sakın unutma..

NOYANİST

Aylak Hayat’ için 5 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s