Yok Hükmündedir

Mutlu uyandığım bir sabah sanıyordum. Yatakta şöyle gerinerek kendime geldim. Elimi sağ tarafa doğru attığım vakit o yoktu. Hâlbuki dün gece beraber uyumuştuk. Ah o eş zamanlı olarak zihnin karanlıklarında oluşan soru işaretleri yok muydu? Bir anda şimşekler çakmaya başlamıştı aklımda.

Muhteşem geçen bir gecenin sirke satar haldeki sabah yüzüne denk gelmiştim. Tarifi zor bir histir. Her bir bakış sen ne yaptın bakışı, uzun soluklu gbt incelemesine maruz tutulmak, Kantarcı Karakolunda saatlerce ıslatılmak gibi bir durumdur. Sanki memleketin bütün gelir adaletsizliği, kadın cinayetleri, çocuk işçi ve dahası birçok problemin tek sahibiymişsin gibi davranır sana. Gene, zoraki de olsa duraksayıp, yüzüne ince bir tebessüm koyup yola devam edersin. Çünkü bilirsin evlenilecek değil eğlenilecek bir adamsındır. Nasıl da her şeyi zorunluluktan yapılmaya başlanmıştı. Ah tanrım. Böyle anlarda kendimi yer çekiminin anlamsız kuvvetine bırakmak, uzay boşluğunda sonsuzca kaybolmak duyguları içinde bulurdum. Bir yandan kahvaltı hazırlıyor ve son zamanların en saçma filmini açmakla meşgul oluyordum. Çünkü yılların getirdiği hissiyat ve onca şehir görmenin, yaşanmışlığın insana kattığı bir durum var. Oluşan bu kaotik durumun sebebi; bir gece önce yaşanılan, konuşulan ve yapılan şeyden pişman olan nemrut bakışlardır. Nerede görsem tanırım o nemrut bakışları. Çünkü hayatın tüm güzelliğine inat yüzde sahte bir gülümseme, kısa ve basit cevapların başka açıklaması olamaz. Kelimeleri iki cümleden fazla kullanmaz hakkın rahmetine kavuşturmasının başka izahatı yoktur. İçin kıyılır.

Hayır hayır. Sadece dikkat kesilmiş olmalıydı tekrardan. O’nu incelediğim kadar, O da beni inceliyordu yani. Neden sonra, çatılan kaşları gevşedi. Yüzünde “gülümsemek isterdim ama olmuyor, yapamıyorum” kabîlinden bir anlam beliriverdi. Şefkatle baktığı dahi söylenebilirdi. Ne yalan söyleyeyim, bu bakış bana da iyi gelmişti. İçim ısınmış, çatılan kaşlarım kim bilir ne zaman çözülmüş, gözlerimdeki soğuk dikkat yerini şefkate bırakmıştı. Aramızdaki buzlar çözülmüştü. Hatta bir ara, az evvel birbirine kıpırtısız bakan biz değilmişiz gibi göz bile kırpıştık.

Ben yalnız bir adamdım. Besbelli o da öyleydi. Ancak ben o kadar yalnızdım ki, delirmekten korkuyordum. Aşkın, samimiyetin, bedava olan içtenliğin kendisi nasıl düşünülmek isterdi bilmiyorum. Misal ben aşk olsam sık sık birinin aklını meşgul etmek isterdim. Samimiyet olsam, birine karşı anlamsız tavırlar, sorgulayıcı bakışlar ve yıpratıcı bir kırılmışlık bırakmazdım. Ama işte olmuyor insanoğlu bu bir şeyi tam yaptığı gözükmüş olay değil. Yarım yamalak düşünülmekte benim işime gelmiyordu.

Bir şeyler yandıktan sonra, ateş bacayı sardıktan sonra aynı kalır mı, kalmaz. Rengi değişir, dokusu değişir, kokusu değişir. Çiğ süt emmiş insanoğlunun buna tepkisi nasıl olur. Bazısının tepkisi kavruk, bazısı mahcup, bazısı kül duman tepki geliştirir. Var olma sorunsalıdır bu yaşanılan. Yaşadığını bir yere aitlendirememektir. İşte aşk, samimiyet yahut siz adına her ne derseniz böyledir işte. Hepimizin hayatına en az bir kere temas eder, vurur geçer, deler geçer. Bambaşka bir dünya görmeye başlarsın, elin ayağın birbirine dolaşır. Sadri Alışık tabiriyle kiliseye girer selamünaleyküm dersin. On saniyelikte olur aşk bir ömürlükte. Kimi ıssız kuytu köşelerde kaldırama çıkar bağırır, kimi bir otobüse biner kaçar gibi uzaklaşır. Aşk işte eninde sonunda biter. Zamanında onca hayal kurup, aynı şeylere defalarca güldüğün kişi bir anda yabancı geliverir sana. Sezen Aksu şarkısı “Tükeneceğiz” diye kadeh kaldırdığın masalardan, “Tanrım kötü kullarını sen affetsen ben affetmem”e doğru yönelen bir playlist şeklini alır.

Sonra delirmekten korktuğun yalnızlığına geri dönersin. Dokununca ne çabuk değişiyormuş hisler dersin. Düşünün ki ne kadar sabretmiştiniz oysa ki sizi sevmesi için, ama unutmayın verdikçe alan çok olur verenin kıymeti azalırmış demişti bir dost, hesaplar kitaplar değişir. Sabahattin Ali’den, Oğuz Atay’a, Yusuf Atılgan’dan tee Edgar Allen Poe’ye, Janis Joplin’den, Amy’e yazıların, şarkıların tek vazgeçilmez konusu oldun aşk. Namus, ahlak, özgürlük ve iki bacak arasında sıkışıp kalan ve her topluma yenilen bir durum oldun aşk.  Ne “Selvi Boylum Al Yazmalım”da ki Asya unutabildi İlyas’ı, Ne Oğuz Atay vazgeçti en yakın arkadaşının eşine olan aşkından, ne de uslandı Audrey Hedburn. Hatta ne demişti Audrey Hedburn bir söyleşisinde “Bir daha asla ama asla hayattan kaçmayacağım aşktanda” derken ne kadar haklıydı.  İnsanız ve her şey bizim için galiba.

Hayatta her şey gelip geçiyor. Teknolojinin bu akıl almaz gelişmesine rağmen ölümsüzlük bulunamadı. Ölüyoruz ve yaklaşık otuz dakika sonra refleks diye bir şey kalmıyor. Gevşeyen kaslar dolayısıyla ağız ve göz kapakları açık kalıyor, boşaltım sistemi tamamen gevşiyor, idrar akıntısı oluşuyor. Ölümün gerçekleşmesinden yirmi dört saat sonra vücut çürümeye başlıyor. Ortalama dört yıl sonra insan tamamen kemik haline dönüşüyor. O muhteşem güzelliğiniz, sonsuz bitmez ahlakınız, kibriniz, egonuz, malınız, mülkünüz, korkularınız, makamınız, basit yargılarınız, küçük dağları ben yarattım diye dolaşanlarınız, Carl Sagan tabiriyle koskoca evrende nokta kadar değeri olmayanların birbirini aşağıladığı, aşkı, sevdayı erteleyenlerin sonu budur. Boyu kısa, çok kilolu, çirkin, güzel vb. argümanlarla hayatını idame ettirmeye çalışanların sonu budur.

Sözün özü ölümün olduğu bir yer de daha ciddi ne olabilir ki. Aşkla kalın, henüz vakit varken ertelemeyin. İnsanların seslerinizi duyacağı, sizlerin anlaşılacağı ve eşitliğin olacağı güzel günlere olan umutlarıma inanıyorum.

NOYANİST

Yok Hükmündedir’ için 3 yanıt

  1. “..Ama işte olmuyor insanoğlu bu bir şeyi tam yaptığı gözükmüş olay değil. Yarım yamalak düşünülmekte benim işime gelmiyordu..”

    ah! ne çoğumuzun ortak derdi iken ne çoğumuzun hiç umru olmayan yol arkadaşları hikayesi! kaleminden , yüreğinden öperim adam 💜

    güne başlarken , bir melodi çınlıyor kulağımda..

    Şimdi gelen gün için bir türkü söyle
    Yolun çok daha uzun
    Zor kilitleri açılır hayatın
    Sesi sevdadır suskunluğun
    Her gün batımında yorgun duygular
    Son zannettiğim yeni başlangıçlar
    Esmez kara rüzgarlar
    Biz savrulmazdık …
    Sen türküler söyle aşka dair
    Eşlik eder sana ben de söylerim
    Sesin yayılsın hızla bütün evrene
    Söz verdim seni hep hep seveceğim 🎈

    Beğen

    1. Ne demişti A. Tarkovski bugünün gençlerinin en büyük hatası agresif etkinliklerde kendilerini yalnız hissetmemek için bir araya gelmeye çalışmaları. Her insan çocukluktan itibaren kendiyle zaman geçirmeyi öğrenmeye ihtiyaç duyar. Yalnız olması gerekmez ama kendiyle kaldığında sıkılmamalıdır demiş. Biz kendimizle barıştık tüm yarım kalanlara rağmen, kimseye ses etmedik ruhumuzun yaralarını bir duble rakı, bir içten samimiyete ömür veririz. Yorumun için çok ama çok teşekkürler bebiş.

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s