BELKİ BİRGÜN

O köşeyi döndüğün zaman düz gittiğinde vardığın ev. Evet, önünde yarı belden kesilmiş halde ağaç duran o ev. Evet tam olarak cumartesi pazarına doğru giderken. Sen kırmızı minibüs şoförüne söyle ben seni sokağın başından alırım.

Biliyorum zamansız hediyeleri sevmiyorsun ama Ümit Yaşar Oğuzcan’dan bir kitap almıştım, bir de sabah çıtır çıtır güzel oluyor börek almıştım. Demli çayla birlikte yeriz diye. Bilirsin Sakarya’nın yağmuru çoktur kitap elimde olunca ıslanmış, keşke bir poşete koydursaymışım. -Farkındayım sen şiir çok sevmezsin. Ama ben de bu işlerde çok iyi değilim.

Minibüs düz devam edince ses edemedim. Halbuki binerken beni cumartesi pazarında indirmesi gerektiğini söylemiştim. Bir de dikiz aynasından kontrol ediyor. Konuşmuyor. Katiyen konuşmazlar. Bu zaten yazısız bir anayasa. Büyükşehir’de yaşıyorsan; akmayan bir yol, teypte cızırtılı çalan arabesk, hayat ve kaderi yüzlerine yansımış sıkışık insanlar. Beş dakika sonra aniden fren yaptı minibüs. Dikiz aynasından bakan kaptan kapıları açtı, indim. İnmesem o bakışla zaten dayak yerdim.

O önünde yarı belden kesik ağaçlı ev karşımdaydı. Kapıda hayalini kurduğum o bekliyordu. Hangi sözcük ya da hangi kelime bozabilir ki bu sessizliği. İçimde kopan fırtınaları, çaresizliği, garip uysallığı, ağzıma gelen kekremsi tadı, bunca yıldır yalnızlıklarımda beklettiğim özlemimi. Nasıl dökebilirim kelimelere. Sarılsam.. yetmez biliyorum.. öpsem çok aceleci davranmış olurum.

Halbuki ne çok hazırlanmıştım bu ana. Yüzlerce anı, ayrı kaldığımız onca zamana, onu tüm benliğimle sevdiğim ve bu yüzden çok yorduğum karaciğerime, ertelediğim hayatıma, geceleri nefessiz kalır gibi uykudan sıçrayarak uyandığım gecelere, hayallerimin çarptığı yol üstü lokantalarına, sonsuz denizlere, isimsiz meyhanelere, yaşam devam etsin diye sarıldığım her küçük mutluluğa, yaşam devam etsin diye inandığım her insanı, masalları, türküleri yıka yıka adım attım.

Gözlerinin içindeki tebessüme bakıyorum, kaybolmuşlar. Dışarıda hafif kar atmaya başladı bizim içimizde soğuk yağmurlar var. Bazen çok yalnız hissedersin kendini. Üşürsün. Anlatamazsın belki de hiç anlatmak istememiştin. Bilemiyorum. Bir oda da oturup dünyayı hayal edebilirsin, ağlarsın ve gözyaşlarını kitap sayfaları toplar ama bunu kimse görmez. Bu yüzdendi herhalde yalnızlığım hiç kimseyi rahatsız etmezdi. Yalnızlık öyle herkesin kolay becerebildiği ve şıp diye kazanılan bir şey değil. Kapalı tribünde gol olacak mı diye beklerken full çeken stat içinde yalnız hissetmektir. Kışın tek başına bir köprü altında kırmızı tuborg içme cesaretidir ve dahası..

Sonra gene sana döndüm. Soba yanıyor. Vakit gece yarısını geçmiş sayılır. İçerisi sıcak. Ümit Yaşar Oğuzcan masanın üstünde duruyor. Kuruduğu için hafif buruşuk. Uyku tutmuyor ikimizi de. Her yalnızlığın bir hikâyesi var. Ödenmiş bedeli, hiç geri gelmeyecek kaybedilmiş zamanları var.

Sonra hafif uykuya dalıyorsun. Düşünmeye başlıyorum. İnsanlar işte. Gelip gidiyorlar hayatlarımıza. Gelip gittikçe belki kopardıkları parçalarla yalnızlaştık. Belki de deliye vurmam ondan kolay olmuştu bilmiyorum. Çünkü kolay hükümler verip, hiç bitmeyen yargıları vardı insanların. Soğuk olan bu havalar da kar vücudu delmiyor. Ama yanı başında omzunda uyuyan insanın söylenmediği ya da anlatmadıkları ciğeri oyuyor.

Kazandıklarımız ya da kaybettiklerimiz çok yakın birbirine. Arasında seçilmesi gereken zamanları yakalayamıyoruz. Bu yüzden olsa gerek hızlı hızlı sigara içmelerimiz. Ne acaip mahlûkat bu insanlar! En mutlu anında yalnız kalmak istiyor, en yalnız anında çok kalabalık olmak için telefona sarılıyor. Ağlarken gülebiliyor mesela. Tam sevdiğini açıklayacaksın suskunluk oluyor. Suskunluğun getirdiği durgunluğu aşamıyorsun. Dolaşıyorsun şehrin kalabalık sokaklarında işeyecek bir kuytu köşe ararken bile düşünüyorsun. Belki de haklıydı doğunun o âlimi “sen içine dön demiş, yalnız dışın ile meşgul olma çünkü sen cisminle değil ruhunla insan olabilirsin” demiş ve güzel demiş.

Sana bakıyorum çok güzel uyuyorsun. Ev sıcak. Soba yanıyor. Gece iyice karanlığını çökertmiş. Biliyorum ikimizde şimdilerde çok yorgunuz. Netice itibariyle kandırdı bizi hayat. Sesimizi çıkarmadık. Uslu birer çocuk olursak şirinleri göreceksin dediler. O masalda yalan oldu. Eli saçında erkek ve kadınlar gelecek dokunacak hayatlarımıza. Heyecanla hayallerini ve salyalarını akıtacak insanlar. Gitmeler, küfürler ve sonu yanlış anlamalarla biten durumlar olacak. Sen üstesinden gelemezsen biz üstesinden hiç gelemeyiz. Belki birileri üstesinden gelir. Ama belki..

-NOYANİST-

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s