Eksilen Samimiyetler

Geceydi, ölmenin zor denilip en kolay olduğu mevsim Nisan ayında pandeminin tam ortasındayım. Barlardan kayıp seslerin yükseldiği, o güzel ege kentlerin de yaşayan mutlu kahkahaların savrulduğu uzun geceler aklıma geliyor. Anılar canlanıyor hafızamda. Hani bazen bazı kadınlar girer hayatınıza siz bir anda büyürsünüz. Büyüdükçe yalnızlaştığımızı düşündüğümüz anlar olur. İşte tam o anlardan birini yaşıyorum. Bir film izlersiniz, bir sigara yakarsınız yahut iki duble bir şey içerken bir anda saklı tutulan o pandoranın odalarından biri açılır.

Büyümek dersin. Büyümek belki de yalnızlaşmanın ilk temel aşamasıydı. O gece de öyle bir yalnızlaşmanın kapı aralığından bakmıştım. Gecenin şavkı puslu karanlıklara kök söktürmek üzereyken o sahne yaşanmıştı. Ben herhangi bir ışığın aydınlatmadığı ıssız bir parkın köşesinde bira içerken adam ve kadın umursamaz bir şevkle öpüşüyorlardı. Kadının öyle bir sarılışı vardı ki bu gece bütün sokaklar yansın ama sen yanımda ‘’kal’’ diyordu. Kokusunu derin çekebilmek için uzun tutuyordu sarılışını adam. Belli ki gecenin sonunda birbirlerine kokularını bırakıyorlardı. Ne hoş bir sahneydi.

Birden bir hüzün kaplamıştı içimi hatırlıyorum. Kalbim anlamsızca acımıştı. Ne çok inanmıştık oysaki dostluğa, aşka zamanında diye düşünmüştüm. Dertli dertli sigaramı yakıp yol yapacaktım karanlığın içinden geceye. Kaputa bağlanmış bedenimin şalteri inmiş gibi hissettim. Hüzün çökmüştü belki de içime bilmiyorum. Tamda hatırlayamıyorum vakti zamanını. Ama siyasi çocuklar olarak nam salmış mazimizde ne kadar ince şeylerden kırılır olmuştuk artık. Acemi âşık olduğumuz zamanları düşünmüş ve şen kahkahalarla andığımız o güzel zamanları yad etmiştim. Ne uzun zaman olmuş diye düşündüm birini o kadar içten öpmeyeli. Bizim dünyalarımız değişmiş olabilirdi neticede dünyanın merkezi on iki santim yerinden kayarken, pandemi çılgınca insanların hayatını alt üst ederken bir şeylerin değişmemesini beklemek saflık olurdu. Benim vardı öyle saflıklarım. Çünkü ben çocukken dünyanın iyi bir yer olduğunu düşünmüştüm.

Ben samimiyet olgusunu, kocasının bir sabah ansızın evden çekip gittiği yalnız başına direnen Nezaket teyzede bulmuştum. Çünkü mahallenin tüm veledleri, düşmüşü kalkmışı onun evine toplandığında oluşan karşılıksız samimiyeti ilk orada görmüştüm. Bu en büyük saflığım değildi ama büyükler kategorisinde şampiyonlar liginde mücadele ederdi. Çünkü karşılıksız yapılan yardımın adresi Nezaket teyzenin salçalı ekmekle bizi doyurduğu fakir sofralarında ortaya çıkardı. Ben mahalle kültüründe aşık adamın maşukluktan konuşamadığını bilmiştim. Ellerinin terini yüzünden akıtırken nasıl utanıldığını bilmiştim. Sevişmelerin ulu orta anlatılan bir maharet değil aşkın nişanesi olduğunu öğrenmiştim. Severken dostlara, aşklara şart koşmanın kitapta yerinin olmadığını bilmiştik. Giderken kalanlar olarak hoşçakalla beraber dostça kal demeyi hiç ihmal etmemiştik. Paranın kirletemediği insanların varlığıyla kapılar açık uyurduk evlerimizde. Çokta kilit aramazdık evlerimizin içinde bunu da yüreklerimizin samimiyetine bağlardık. Çamura bulanan çocuklar olarak saatlerce top oynardık çer çöp içinde ve hiç korkmadan haykırırdık sokaklarda. İnsanlar siyasetle sınıflandırılmaz mahalle dayanışmasına attığı kazıklarıyla  kaypaklık damgası verilirdi. Kuru fasulyeye ekmek banıp yanında soğan kırardık, şarabın yanında meze diye ucuz peynir arardık marketlerde. En güzel mekânda içilen herhangi bir çaydan daha değerli olabilirdi ucuz kahveden bozma derme çatılı barakalarda içilen çayın demi. Deli paralar verilip gidilen konserlerden ziyade sokakta taşın birleştiriciliğinde söylenen o güzel şarkılar daha güzel duygularımıza tercüman olmuştu. Masumiyetlerimizin değeri basit türk filmi senaryolarında değil orada hissettiğimiz samimi duygulara bağlamayı sevmiştik.

Sözün özü, biz uslanmaz hergelenin yanında saf tutmayı, samimiyetin en güzel kazanç olduğunu, yaşatmanın öldürmekten daha zor olduğunu, güzel mahallelerin varlığına hep ve fazlasıyla inandık. Süper babayı çok sevdik, Yedi Numara dizisini hiç kaçırmadan izlemekte bulduk. Birilerinin omuzların da bir yere çıkmaktansa ‘’hayallerimizi satmadık‘’ boş ver yahu diyerek körfeze karşı bira içmeyi maharet saydık. Çok büyük adamlar olamamakla birlikte samimiyetlere gönül vermiş tutunamayanlar olmaya devam edecektik. Şehirlerin tüm kötü çocuklarına selam olsun, kaybetmekten korkmayanlar sokaklar özgürlüktür unutmayalım.

-NOYANİST-

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s