Cuma Sevişgenliği

Şimdi okunmayacak olan bu yazıda size ufacık bir hikâye anlatmak istiyorum. Çok kısa. Hayatınızı asla değiştirmeyecek olan bir hikaye. Sonra rutin hayatlarınıza dönüp hatırlamayacaksınız bile. Herkes bir şekilde onun, bunun, şunun çocuğunun “neden” gittiğini merak eder. İşte bu hikaye onun gidişin sebeplerinden birini belki açıklar diye yazılmadı. Sadece anlamsız bir tedirginlikle yazıldı. Çok anlamsız bir tedirginlik.

Yıllar evvel filan ya da çok maziye gitmeye gerek yok. Ağaçtan anladığımızın kök, yuvadan anladığımız durumun ev ve pipimizin yerini bilmediğimiz zamanlardı. Hayallerin dışarıda ki gazoz kapaklarını ne kadar çoğaltacağımız kaygısı ve o gün mahalle takımına girip giremeyeceğin kadar basit düşünceler içinde akıp gittiği yıllardı. Şuan olduğu gibi gelecek telaşlı, benden ne olurlu bol karanlıklı geceler yoktu. Basit, düz ve sıradan yaşantılarımız vardı. Şimdi çevreme baktığımda kendilerini eşyalarıyla tarif etme telaşında olan, alengirli cep telefonları, çok kalın hesaplı mekânlarda oturan insanları görmek ruh sıkıntısı yapıp, yaz sıcağında pişirildiğinde tiksinti şekline dönebiliyordu. Onlar gibi olmadığını biliyordun fakat aralarındaydın. İki arada bir derede tükenen bir ruha sahiptin. Hafta içi günlerin, hafta sonu dışarıya çıkacak maddiyat kaygıları ile tükenirken, hafta sonlarını ise hafta içi yaşanan aptal sıkıntı ve dertleri atlatmak ile meşgul olmaya çalışıyordun. Dünyan küçülüyordu sen nefes alamıyordun. O çok duyarlı dünya insanlarının aptal meşguliyetlerinden çok sıkılmıştın.

Fikirler gelmeye başladı aklına gitmek. Nasıl gidilir, nereye gidilir. O ilk cesaret nasıl gösterilir. Hiçbir bok bilmediğin ve kitaplarda yazmayan halet-i ruhi bu olsa gerek diye düşündün. Ama düşünceler bırakmıyordu ki yakanı. Düşünce dediğimiz kaygılarımız belki. Belki de bize öğretilmiş o beylik korkularımız, bizi bizim kaderimize mahkum ediyor bilmiyorum. Sonra gitmek, kalmak arasına birde gündem denilen aptal siyasi argümanlar akla geliyor. İçin kalkıyor. İçmeden kusasın geliyor. Merkez bankası, faizler, kadın cinayetleri, hukuksuzluklar, işid, katliam, soykırım. Ulaan! Diye bir çığlık atıp söküp atasın geliyor kafanın içindekileri. İşte tam bu noktada kendi kendine konuşmaya başlıyorsun konuşmaya. Kimse kimseyi düdüklemesin diyorsun. Ben masumlukta zirveyim filan demesin. Gücü yeten, denk getiren herkes birbirine bir şekilde yapıştırma derdinde. Köşeyi dönsen bakkal, düz gitsen manav düdüklüyor. Üniversite de kadrolar düdükleniyor, hayatta torpilli olan dayı çocukları düdüklüyor, maşuk AŞIĞI düdüklüyor. Sözün özü hal-ü pür mealimiz boktan gitmeyipte ne bok yiyeceğiz. Ama mesele ben bunları yazarken, düşünürken çok konuştum ya aslında bir o kadar da sustum ve gidemedim. Nereye gidiyon iş yok, aş yok liseli ergenler gibi gidecem de, gidecem nereye gidiyon!. Neyse işte.

Tuhaf geliyor bu durum bana. Yazdım ya şimdi bu yazıyı rahatladım, bugünde uyandığımdan beri üzerimden atamadığım o yorgunluğu atar gibi oldum. Umutsuz başladığım güne gitmek fikrini koyarak yeni bir umut doğurdum. Allah ana-babalı büyütsün. Kabarık olan ve anlaşılmaz bu saçma yazımı yazdıktan sonra cebinde son taksi parası kalmış bir edepli sarhoş taklidi yapmalıyım bu kadar saçmalamayı anca o kurtarır.

Usulca Office programını kapatıp, günlük saçmalama limitimi doldurduğum için kısık ateşte pişirilmiş tebessümlerimle kalan boktan hayatıma devam edebilirim. Şimdi bir kahve suyu koyup, arka fonda Grup Vitamin dinlerken sigaramı içmeliyim. Neticede Hemingvay ne demiş: “Zeki insanlarda mutluluk en nadir rastladığım şeydir” demiş. Kesin bunu söylerken sarhoştu neticede bu abimiz de alkolü severdi ama güzel adamdı.
Fahrunnisa PANDA
22.05.2015

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s