Karantina’da 20. gün- Düşündüklerim

Oğuz Atay, ‘Korkuyu Beklerken’ adlı kitabında; “İki gündür bahçeye bile çıkmıyorum. Sadece, iki saatte bir, perdenin aralığından bahçeyi seyretme izni veriyorum kendime. Bana, çıkma dediler; fakat öl demediler. Merak ediyorum: Hiç çıkmadan nasıl yaşar insan bir evde?” sanki bugün yaşadığımız karantina dönemlerini özetler gibi yazmış.

İnsanlık tarihinin mazisi acılarla doluydu. Bu kimi zaman doğanın isyanı şeklinde oluyor kimi zaman anlamsızca yapılan savaşlar, üst kimlik arayışları, güçlü iktidarların halklarına ettiği zulümler, Tanrı’nın insanlığa ceza diye sunduğu iddiasında olunan salgın hastalıklarla oluyor. Belirli zaman aralıklarıyla haberlerde görüp çok önemsemediğimiz o savaşlar oluyor, çocuklar ölüyor, kıtlık baş gösteriyor ama biz önemsemiyoruz. Mülteciler sınırlarda yeni yaşam mücadelesine girip, ah’lar ve vah’larımızı TV’lerde yapıyoruz. Sözün özü acı düştüğü yeri delik deşik ederken hiç önemsemiyoruz. Çünkü biz ve çevremiz daha ölmedik. Halbuki tam beş kez yok olmuştu insanlık. Kimi zaman bir yanardağ patlaması sonrası oluşan kül bulutuyla olmuştu. Asırlar önce Endonezya’da patlayan bir yanardağ sonrasında 3 trilyon metreküp toz bulutu şimdiki Hindistan ve Malezya’nın üzerinden Afrika’ya varmıştı. Ardından yanardağın yarattığı kışa benzer bir hava oluşmuştu. Bitki örtüsü ve vahşi yaşam yok olmuş geride sadece ıssız çorak bir dünya bırakmıştı. Düşününce bile insanın içi ürperiyor. Geride kalan bir avuç insanın genetik formlarıyla insanlık devam etmişti. Daha bunun gibi birçok olay yaşanmıştı. İnsanlığın bir gün soy tükenmesiyle karşı karşıya kalacağı kaçınılmaz bir gerçek.

Kısacık hayatımızda görüp görebileceğimiz uygarlığımızın hızlı yükselişi Tanrılara, Gogenlere yahut doğaya fazla gelmişti ve birşeyler ters gitti. Şuan bu durumdayız. Bize anlatılan antropoloji, tarih ve resmiyet dışı tüm gerçek kayıtlardan öğrendiğimiz buydu. Yeni bir tarih yazılıyor ne olacağını bilmiyoruz. Onca yıllardır doğal olmasa da içine ettiğimiz ve kendi akılsızlığımızla, berbat dünya politikaları ve önemsenmeyen gerçekler yüzünden geldiğimiz hal ortada. Dünya’nın atmosferini bize düşman ettik oda bize nur topu gibi ‘Küresel Isınma’ gerçeği; dünyanın en istikrarsız ve akıl dışı bir adamın eline geçmesi sonucu felaketle sonuçlanabilecek çok kuvvetli ‘Nükleer Silahların’ varlığı; yalnızca basit bir öksürük ya da temas sonucu havadan iletilen Ebola, Sars ve Covid19 ve daha bilinmeyen virüslerin tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Dahası bütün kaynakları sonsuz israf ve tüketim çılgınlığıyla harcayan ve önümüzdeki yıllarda 10 milyara ulaşması beklenen nüfus gerçeğimiz mevcut. Dünya’nın taşıma kapasitesini çoktan aştık, ekolojik bir kıyametin içindeyiz ve bir maske için mücadele etmekle meşgul halde yaşam kavgası veriyoruz.

Velhasıl üç-dört aydan beri Covid-19 virüsünü takip ediyorum. Çin’de ki haberler her geçen gün korkunçlaşıyordu. Kaç makale okudum, haber sitesi takip ettim bilmiyorum. Dünya’yı saran ağ (internet) sayesinde dünyamız küçük bir kasaba olmuştu. Bu yüzden her şeyden haberiniz olabiliyor. Ancak anlaşılmayan bazı durumlar yaşanıyordu. Çin’de vaka sayıları az söyleniyordu, görüntüler çok farklıydı. DSÖ’nün açıklamaları panik yapmayın diyordu. Gidişata dair bir avuç kalan aklı selim bilimadamları ise tehlike konusunda ciddi uyarılar yapıyordu. Bu süreçte çevrem ise deli gözüyle bana bakıyordu. Özelikle Ocak ayından itibaren ağzımdan Covid-19 virüsünü hiç düşürmediğimi biliyorum. Her şey değişiyordu ve çok garip bir duyguydu. Bu sadece virüs değil; hayatlarımızı, ekonomimizi, sosyal yaşantımızı ve kültürel alışkanlıklarımızı çok hızlı değiştiriyordu.

Biliyorum insan olarak en önemli özelliklerimizden biri her kötülüğe muhteşem uyum başarısı ve her daim hayatta kalma gayemiz. Milyonlarca yıl önce Meksika’nın Yucatan yarımadasına düşen meteordan sonrada yaşadık, 1347-1351 yılları arasında yaşanılan ‘Kara Veba’dan sağ çıktık, 1918-1920 arası yaşanan İspanyol gribinden sağ çıktık, cüzzam hastalığından sağ çıktı ve dahasından… Oysa bütün bu süreçler biz insanoğluna birşeyler anlattı. Pek tabisi duymak isteyene..

Kapandığımız evlerden sesler gelmeye başladıı. Sanırım hayvanat bahçesine kapattığımız hayvanları artık daha iyi anlamaya başlamıştık. Öpüşmek, sarılmak dünyanın en harika insani duygularıymış diye haykırmak geçiyordu içimizden. Normalde hep var diye düşündüğümüz ailemize sarılmanın ne büyük özlem ve uzaklık içerdiğini hissetmiştik. Bir adım uzağımızdalardı ya virüs kaptıysam/taşıyıcıysam diye dokunamıyorduk. Sonsuz planlar, kariyer ve o çok kazanılan paraların bir virüs karşısında nasıl anlamını yitirdiğini fark ettik. İnançlarımızın ve herkesin anlat anlat bitiremediği duyguların, öğretilmiş çaresizliklerle dolu bir takım toplumsal ya da kişisel travmaların mirası olduğunu düşündük. Eminim ki evlere kapanmadan önce bir sürü saçma sapan hatalar yaptık. Neden ya da niçin olduğunu bilmediğiniz ağlamalarınız oldu. Yalanlar söyledik, samimiyetsiz davrandık. Dünya,evren yahut onbin kilometre uzaktaki her hangi bir ülkenin bizin evimizin içini nasıl etkilediğini hala anlamaya çalışıyoruz. Nefes almanın kıymetini herhangi bir Covid19 vakasının videosunu seyrederken içimizde hissediyoruz.

Özetle, bu karantina sürecinden sonra öyle çok birikimler yapmayın. Ev, arsa vb. şeylerin hiç bir kıymeti kalmadığını gördük. O yüzden her gün yüksek seslerle şarkı söyleyin. Fişleri yahut faturaları biriktirmeyin. Eşyalarınıza aşık olmayın. Çok eşya alacağınıza ihtiyacı olan insanlara yardım edin, hayvanları doyurun. Dönüp anlamı olmayan fotoğrafları telefonlarınızda saklamayın. Gecikmiş özürlerinizi henüz ölüm gelip kapınızı çalmadan gerçekleştirin. Kendinize başarısızlık imkanları tanıyın. Sürekli başarıya aç insanlar on gün eve kapatılınca; pijama terlikle oturmaya başlayınca ne yapacağını bilemedi. En gurur duyacağımız hüsranlarımız çok güvendiğimiz insanlardan geldiğinde yaşandı. Aklımızın köşesinde dursun. Böyle zamanlar bunun resmi gösterim alanıdır. Koskoca profesörlerin TV’lerde çıkıp saatlerce ‘nasıl ellerimizi yıkamamız’ gerektiğini unutmazsın. O yüzden suyun kıymetini bilelim. Yarın karşımıza sorun olarak bu konuda gelecek. Biz insanların birbiriyle rekabet etmesini gerektirecek bir durum yok. Anla! Senin yarışın sadece kendinle. En güzel başarılar, en altından kalkamadığımız mağlubiyetlerimizde saklı. Unutma! Dünya’nın en ilginç buluş ve ilham verici işlerini yapanlar ne yapacağını bilmeyen insanlardan çıktı. Karamsar olma! Siyasetin ne boktan bir hal olduğu ortada. Bize politika üretecek insanlar lazım. Umuyorum sizlerde aynı şeyi düşünmüşsünüzdür. Sizinle aynı fikirde olmayan ve sizi öfkelendiren insanları takip edin. Lütfen! Çünkü beynimiz kaslardan ibaretir. Onu ne kadar çalıştırırsak o kadar mutlu yaşarız.

Sonuç olarak, inanılmaz bir değişim içerisindeyiz. Kendinizi, alışkanlıklarınızı değiştirin. Çünkü tüm zamanların en büyük meydan okumasıyla karşı karşıyayız. Ya bu Dünya’da yaşayacağımız diğer büyük felaketleri bekleyeceğiz. Ya da yepyeni yollar arayacağız. Dünya’nın sınırlarını terk edip Uzay’a açılacağız. Modern Fizik yasaları gayet açık. Er ya da geç bu dünyanın sonu gelecek. İnsanlık var oluşunu tehdit eden büyük krizlerle karşı karşıya gelecek. Yaşamımız, mutluluğumuz tek bir gezegene emanet edilmeyecek, onun kendi insiyatifine bırakılamayacak kadar değerli. Carl Sagan çok güzel bir öneri sunmuştu. ‘İki Gezegenli Bir Tür’ olmamız gerektiğini söylemişti. Belki de artık bunları konuşmamızın vakti geldi..

NOYANİST

Karantina’da 20. gün- Düşündüklerim’ için 2 yanıt

  1. Çok net bir anlatım da anlayan bizler azınlıktayız. Yarın normal sürece geçiyoruz dense anında sahilde mangal partileri başlar. Üzgünüm kendim için değil gençlerin torunlarımın geleceği için.👍💎

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s